Yezit ve avanesi, saltanatlarını sürdürebilmek için zulmün

her türlüsüne başvuruyor ve Allah’ın dinini tahrip etmekten vazgeçmiyorlardı.

Diğer taraftan toplumda varlık göstermeye çalışan bir avuç müslüman, korku ile

sindiriliyor ve seslerini çıkaramıyorlardı. Haksızlığa başkaldıranlar ise ya

cezalandırılıyor ya da öldürülüyordu. Yezid ve onu destekleyenler, para ve

mevki peşine düşmüş, Ümeyyeoğullarının tüm intikamlarını Kureyş ve

Haşimoğullarından, Abdulmuttalipoğullarından almayı düşünür hale gelmişlerdi.

Bu kabileci ırkçı yaklaşımlarını meşru gösterebilmek için de, insanları korku

ve baskı ile sindiriyorlardı. Allah’ın Resülünün bıraktığı emanet yerler altına

serilmiş, toplumun birlik ve beraberliği bozulmuş, değerler ciddi anlamda yara

almış, mal ve saltanat sevgisi insanların gözlerini ve dimağlarını kör etmişti.

Bu insanlar, Allah’ın dinini kör taassuplarına kurban ediyor ve bu melun

eylemlerinin önünde bir engel olarak gördükleri Hazreti Hüseyin’in sesini

kısmaya çalışıyorlardı. Bunun için çeşitli vaadlerde bulunuyor ve Hz. Hüseyin’e

kendilerine biat etmesi için ısrar ediyorlardı. Elbette ki, Hazreti Hüseyin,

saltanat için yanıp tutuşan ve Allah’ın ayetlerini para karşılığı satan, ilmi

akidevi imani olarak bulunduğu koordinattan çıkan birine biat edemezdi ve

etmedi de. Onlar Hüseyin’in dik ve kararlı duruşunu görünce, onu karanlık

eylemlerin önünde engel olarak gördüler ve hain bir tuzak kurmaya karar

verdiler.

Hazreti Hüseyin önce Mekke’ye sonra da Medine’ye gelmiş ve

burada Kufe halkından bir mektup almıştı. Mektupta Kufeliler, “ yezidin

zulmünden bıktıklarını ve kendisini önder olarak kabul ettiklerini

belirtiyorlardı. Maddi güç ve saltanatı hayatlarının merkezine koyan, yezid ve

onu yönlendirenler, Hazreti Hüseyin’i ikna etmek için Kufe halkını

kullanmışlardı. Hazreti Hüseyin Kufelileri tanıyordu ancak, Allah’ın dinine

yapılan tahribat katlanılır gibi değildi. Yaşananları gördükçe sorumluluğunu

hatırlıyor ve yola çıkmanın gerekli olduğuna inanıyordu.

Yezid’in adamları, para karşılığında halkı Hüseyin’e karşı

kışkırtıyor ve ayaklar altına aldıkları değerleri es geçerek saltanak

sevgilerini meşru göstermeye çalışıyorlardı. Akıl ve iradeleri felç olan bu

insanlar üç beş kuruşluk çıkar için Hazreti Peygamberin torununa tavır almış ve

onu düşman bellemişlerdi. Böyle bir günde insanların çoğu Hazreti Hüseyin’i

yalnız bırakmışlardı. Bu bildik sıradan bir yalnızlık değildi. Belki de öyle

olsa katlanmak mümkün olurdu. Ama, yanınızda ve yakınınızda bulunun ve kardeş

bildiğiniz kişiler kırılmış bir tespihin taneleri gibi dökülüyor ve sizden

yavaş yavaş uzaklaşıyordu. Allah’ın dinine sımsıkı sarılan Hüseyin ve

arkadaşları böyle bir imtihandan geçmekteydiler ki, bu imtihanla birlikte

çizgiler netleşiyor hak ile batıl ayrılıyordu. Yezid batılı Hz. Hüseyin ise

hakkı temsil ediyordu.