İnsanlar, fıtratları gereği güzel olan ve yararlı olan

olaylar karşısında sevinirler.

Felaketler karşısında da üzülürler.

Yetişkin insanlar, bu duygularını bilgileri, tecrübeleri

ve inançları doğrultusunda, bir yere kadar kontrol altında tutabilirler ama

ruh dünyalarından çıkarıp atmaları zannedildiği gibi kolay bir şey değildir.

Çocukların ruh dünyaları ise, çok daha farklı bir durum

arz ediyor.

Her şeyden önce, çocukların sevinçleri ve korkularının

büyük bir çoğunluğu ebeveynlerin davranışlarına bağlıdır.

Yakınımızda ve çevremizde olup biten olumlu ve olumsuz

olaylar, çocuklarımızın ruh dünyalarını çok yakından ilgilendiriyor.

Çocuklarımız olumsuz olayları, sokakta, okulda, hatta

evin içinde devamlı görüyorlar.

Buna göre, yaşadığımız acı ve tatlı olayları

çocuklarımızdan saklayamayacağımıza göre ne yapmamız gerekiyor

***

Çocuklarımızın gözleri önünde cereyan eden korkunç

olayları onlara açıklamalı

mıyız

Onları felaketlerden uzak tutmak çare mi

Yakınımızdaki insanların ölümleri karşısında ne

yapmalıyız

Bunlara benzer olaylarla ilgili başta anne ve babalar

olmak üzere, eğitimcilere, psikologlara, pedagoglara ve sosyologlara büyük

sorumluluklar düşmektedir.

Herkesin bildiği gibi çocuklarımızın tertemiz küçücük

dünyaları , tozpembe hayallerle doludur.

Bu hayal âleminde, felaketlerin, acıların ve korkuların

yeri yoktur.

Onların bu dünyası, masum ve umut dolu bir dünyadır.

Bizim yaşadığımız sahte dünya ile ilgileri yoktur.

Acılarla, felaketlerle dolu olan bu yalancı dünyadan

çocukların haberleri yoktur.

Haberleri yoktur ama yarın bir gün her şeyi öğrenecekler.

 Çocuklarımızla

birlikte yaşadığımız bu dünyada, acılarla, zorluklarla, ölüm gerçekleriyle ve

daha bir sürü felaketlerle bir arada yaşadığımıza güre, bu olayları onlara

nasıl anlatacağız

***

Anılarla dolu yaşadığımız bu kâinatta başta ölüm

gerçeği olmak üzere, savaşlar, karanlıklar, trafik kazaları, cinayetler, gök

gürültüleri, yangınlar, kasırgalar, savaşlar, depremler, cinayetler, soygunlar

ve daha bir sürü  acı olaylar   devamlı oluyor.

Bunların hiç birini istemeyiz ama yaşadığımız hayatın

içinde bunlar devamlı var olagelen olaylardır.

İnsanoğlu, bu felaketler karşısında her zaman aciz ve

çaresiz kalmıştır.

 Bilim ve

teknoloji, ne kadar inkişaf ederse etsin, felaketler karşısında insanoğlunu

yapacağı fazla bir şey yoktur.

 Nereye gidersek

gidelim, hangi tedbirleri alırsak alalım, bu felaketlerin önünü almak mümkün

değildir.

Hele hele ölüme karşı insanoğlunun yapabileceği

herhangi bir şey var mı

Alacağımız tedbirlerle, belki bir süre kendimizi koruma

altına alabiliriz ama felaketlerden ve olaylardan kurtulmamızın mümkün olmadığı

ortada

***

Biz yetişkinler, felaketlerle iç içe yaşarken,

çocuklarımızı da bu olaylardan ayrı tutamayacağımız da bir vakıadır.

 Acı da olsa,

korkunç da olsa, felaketlerle beraber yaşamaya mecburuz.

Felaketlerden kaçmak çare değildir.

Atalarımızın dediği gibi, korkunun ecele faydası

olmayacağına göre, korkuyu yenmenin çarelerini arayıp bulmak zorundayız.

Çocuklarımıza, felaketlerden korkma yerine, onların ne

olduklarını anlatıp paylaşmamız gerekiyor.

İnsanların nasıl doğduklarını, nasıl büyüdüklerini ve

acılarla nasıl yaşamak zorunda olduklarını seviyelerine göre anlatabiliriz.

Ölümün bir felaket olmadığını , her canlının mutlaka

ölümle karşılaşacağını, uygun bir dille izah edebiliriz.

Her canlı nasıl doğuyorsa, günün birinde de öleceğini

çocuk bilmeli.

 Acı da olsa ölümün

ve diğer acı olayların hayatımızın bir parçası olduğunu sergilemeliyiz.

Bunlarla ilgili filmler, belgeseller seyrettirebiliriz.

 Zaman zaman

çocuklarımızı cenaze namazlarına ve kabristanlara götürerek yerinde açıklamalar

yapabiliriz.

Yaşanan bu olayları, biz anlatmasak bile onlar zaten

televizyonlardan öğreniyorlar.

Çocuklarımızın korkak ve ürkek yetişmemeleri için

onları bilgilendirmemiz ve alıştırmamız gerekiyor.

 Şartlar ne olursa

olsun çocuklarımız, hayatın iyi ve kötü yönlerini mutlaka bizden öğrenmeli.

Felaketleri çocuklarımızdan saklamak, faydadan daha çok

zararlı sonuçlar doğurur.

Felaketleri, bizden öğrenmezlerse, kafaları başkaları

tarafından yanlış bilgilerle doldurulacağını hiçbir zaman unutmamalıyız.