Çocuklarımıza karşı dini vecibelerimizi yerine getirirken en çok zorlandığımız konuların başında “Namaz” geliyor.
Baştan beri anlatmaya çalıştığımız, Allah sevgisi, Peygamber sevgisi, Ehli beyit sevgisi, Kur’an sevgisi, din sevgisi gibi değerler, “vicdana dayalı” duygulardır.
Bedenle yapılan fiili yönleri yoktur.
Çocuklarımızın kalplerine, “inanç muhabbetini” yerleştirdiğimizde, kalbi duygularının sevgiye yöneleceği ihtimali oldukça fazladır.
Bedeni olarak yapacakları fazla bir şey yoktur.
Namazda ise, durum çok farklıdır.
Namaz sevgisiyle birlikte, bedeni olarak da günde beş defa yerine getirilmesi gereken bir görev var ortada.
Bu görev de, imanın ve Müslüman olmanın en büyük belirtisidir.
Allah’a iman ettikten sonra farzların en büyüğü ve en ehemmiyetlisidir namaz.
İslam’da Müslüman olmanın ilk şartı ve alameti namazdır.
Mü’min namaz sayesinde Allah’a ulaşır.
Yüce Peygamberimiz Hazreti Muhammet Mustafa (sav) Efendimiz, “ Müslüman olan kişiye ilk öğrettiği şey namazdı.”
Kısaca dinin özü, namaz üzerinde yoğunlaşmıştır.
***
Buna göre her Müslüman, çocuğunun namaz kılmasını istemesi gayet doğal bir davranıştır.
Bunun içinde kendine göre bir takım metotlar mutlaka uygulayacaktır.
Önemli olan bu metotları, “sevgiye dayalı” olarak uzun vadede yerine getirebilme sabrının gösterilebilmesidir.
Bununla ilgili olarak Peygamber Efendimizin ölçüsü bellidir. “7 yaşında namaz eğitimi başlamalı, 10 yaşından sonra da tatbikatına başlanmalı” buyuruyor Efendimiz.
7 yaşından 10 yaşına kadar geçen süre içerisinde, namazın alt yapısı olan başta,
Ka’be, ezan, taharet, abdest, cami, imam gibi isimler ve davranışlarla çocuklarımızı buluşturup sevdirme yollarını denemeliyiz.
Namaz sevgisinin daha iyi anlaşılabilmesi için yaşanmış ilginç bir olayı birlikte okuyalım.
***
“ Bir baba çocuğuyla birlikte oyuncakçı dükkânının önünden geçerken, çocuğun gözü, vitrindeki elektronik uçağa takılır.
Babasından oyuncağı almasını ister.
Baba, çocuğunun isteğine uyarak oyuncakçı dükkânına girer.
Vitrindeki oyuncağın fiyatı pahalı olduğundan oyuncağı alamayacağını çocuğuna uygun bir dille anlatır.
Baba, çocuğunu yatıştırmaya çalışır ama çocuğun aklı oyuncakta kalır.
Aynı günün akşamında, mahallelerinde bulunan camiye baba-oğul birlikte akşam namazına giderler.
Cami imamı namazı kıldırdıktan sonra, baba çocuğuna: “Hocanın yanına gidip halını-hatırını soralım” der.
Orada bulunan diğer cemaatler gibi baba da, imamla tokalaşıp kucaklaşır.
Çocuk da saygılı bir şekilde imamın elini öper.
Çocuğun sevimliliği karşısında imam ona özel bir ilgi gösterir.
Kısa bir sohbetten sonra imam: “Camiye ilk defa namaza gelen çocuklara hediye verdiğimizi biliyor musun ” diye sorar.
İmam, çocuğun cevap vermesini beklemeden çekmecesinden güzel ambalajlanmış bir paket çıkarır çocuğun eline verir.
“Sen de ilk defa camiye geldiğinden dolayı bu hediye sana ait evlat” der.
Çocuk merakla paketi açar, bir de ne görsün
Oyuncakçı dükkânında görüp de, babasının alamadığı oyuncağın aynısı değil mi
Çocuk, aklından hiç çıkaramadığı oyuncağı elde etmenin sevinci içerisinde şaşırıp kalır!..”
***
Burada baba, çocuğuna namazı sevdirebilmek için cami imamıyla birlikte bir plan yapıyor.
Bu plana göre baba, “sözel anlatım” yerine en etkili metot olan, “yaşayarak öğrenme” kuralını uyguluyor.
Çocuğun istediği oyuncakla namazı bütünleştiriyor.
Bu uygulama, çocuğun dünyasını her yönüyle etkileyecektir.
Bu sayede çocuk, dini değerlere karşı “ilgi ve sevgi” duyacaktır.
Bu davranış biçimi, İmamın kişiliğinde Allah’a, dine, camiye ve namaza karşı çocuğun ruhunda derin izler bırakacaktır.
Çocuk, imamdan oyuncağı almakla imamı sevecektir.
Oyuncağı camide aldığından dolayı da, camii ve cemaati sevecektir.
Bu sayede de, dini değerlere karşı saygı ve sevgi duyacaktır.
Bu ve bunlara benzer uygulamaları, bıkmadan usanmadan sabırla yerine getirmeye çalıştığımızda, çocuklarımıza karşı olan görevlerimizi yerine getirmenin huzuru yanında Allah’a karşı olan dini vecibelerimizi de ifa etmiş oluruz.