Sevgi ve inanma kavramı çocuğun fıtratında var olan

bir duygudur. 

 Çocuğun ruh

dünyasındaki bu duygu, kendi iradesi dışında oluşuyor.

 Çocuk, nasıl ve ne

şekilde oluştuğunu bilmez ama içten gelen bir arzu ile gördüğü ve duyduğu

şeylere inanmak ister.

 Şu halde insanda,

dine ve Allah a inanma isteği vazgeçilmez bir istektir.

 İşte burada biz

anne ve babalara büyük görevler düşmektedir.

 Çocuğun bu sonsuz

isteğini, bıktırmadan, usandırmadan çeşitli metotlarla vermek, bizim asli

görevlerimizin başında yer alıyor.

 Her varlık gibi

insan yavrusunun da bir fiziksel yönü , bir de ruhsal yönü vardır.

 Çocuğun bedeni

ihtiyaçlarından daha önemli olan ise, ruhi yönüdür.

 Esasen bedenin ve

ruhun ihtiyaçları birbirini tamamlıyor.

***

Bilindiği gibi, çocuklar dünyaya gelirlerken boş ve

güçsüz olarak aramıza katılıyorlar.

Çocuğun bu boş beyni iki şekilde dolduruluyor.

Birincisi: Fıtratta mevcut olan duygularla.

İkincisi: Anne babanın ve çevrenin katkılarıyla.

Çocuğun ruh dünyasında mevcut kabiliyetler, doğduğu andan

itibaren çevrenin etkisi altındadır.

Dini inancın faaliyete geçirilmesi ve sevdirilmesi

bulunduğu çevrenin, özellikle de anne ve babanın katkılarıyla oluşuyor.

Çocuk, dini aklıyla kavramaya çalışırken, duygularıyla da

yaşamaya çalışır.

Bu duyguların içerisinde en etkili ve kalıcı olanı da

sevgi duygusu dur.

Çevreden ve aileden alınan bilgiler, sevdirerek ve

özendirerek verildiği takdirde kalıcı ve uzun ömürlü olurlar.

Baskıyla ve dayatmayla verildiği zaman da maalesef kısa

ömürlü olurlar. 

Anne ve babaların büyük bir çoğunluğu sevgi ve

özendirme yönünü önemsemediklerinden zaman zaman olumsuz sonuçlarla

karşılaşabiliyorlar.

Çocuklarımızın fiziksel ihtiyaçları için gösterdiğimiz

hassasiyetin yarısını dahi eğitimleri için göstermiyoruz veya gösteremiyoruz.

***

Çocukların küçük yaşlardan itibaren dine karşı büyük bir

ilgi ve istek duydukları, yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.

 Burada önemli

olan, çocuğun ruh dünyasına göre hareket edip onun gibi düşünebilmek ve onun

seviyesine inebilmektir.

 Kısaca, çocukla

çocuklaşabilme olgunluğunu gösterebilmektir.

 Çocuklarımıza

vereceğimiz bilgileri oyunlaştırarak verdiğimiz takdirde, onun ilgi alanına

girmiş oluruz.

 Anlatıma dayalı

bilgiler yerine model olma yolu tercih edilmeli.

 Çocuğun bulunduğu

ortamlarda, dini çağrıştıran olaylar ve nesneler çocuğun önüne konmalı.

 Namaz vakitlerinde

abdestin alınma şeklini büyüklerinden görmeli.

 Namaz kılmak için

gerekli olan seccadeleri, tespihleri, takkeleri göz önünde bulundurmalı.

Hatta tespihlerle oyun oynaması sağlanmalı.

Çocuğa ilk planda şöyle abdest alınır,  böyle namaz kılınır dememeli.

Çocukta taklit kabiliyeti çok kuvvetli olduğundan

büyüklerin yaptıklarını zaten yapacaktır.

Kendi kendine yaptıklarını bir zaman sonra bize sorup

öğrenmek isteyecektir.

Bizim bilgilendirme sürecimiz, bu andan itibaren

başlıyor.

Çocuk sormadan biz anlatmaya kalkarsak yeterince etkili

olamayız. 

Dini çağrıştıran nesneleri ve olayları ona gösterirsek

çocuğun dikkatini çekmiş oluruz.

Daha doğrusu, çocuğun yapmasını istediğimiz şeyler

hakkında, çocuğumuzu soru sorduracak duruma getirmeliyiz...

***

Çocuğumuza dini sevdirip saydırmanın en etkili yollarında

biri de, İslam dininin parolası olan ezan dır.

 Günde beş vakit

dinlediğimiz ezanı duyduğumuzda, hemen toparlandığımızı çocuğumuz görmeli.

 Konuşuyorsak

susmalıyız.

 Televizyonda

eğlence programı seyrediyorsak kapatmalıyız.

 Radyodan müzik

dinliyorsak sesini kısmalıyız.

 Ezan sesini ilk

duyduğumuzda, Aziz Allah Celle Celalühü lafzını çocuğun duyacağı şekilde

söylemeliyiz...

 Hülasa, ezana

duyulan saygı ve sevgi çocuğa hissettirilmeli.

 Ezanla, namazla ve

diğer dini kavramlarla çocuğun dikkatini çekmeli.

 Bizim bu fiili

davranışımız, mutlaka çocuğun ilgi alanına girecektir.

 Bizler çocuğa bir

şey demeden, ezanla, namazla ve diğer dini konularla ilgili sorular soracaktır.

 İşte, bu noktada

çocuğumuzu bilgilendirme görevimiz başlamış oluyor.

 Bu hassas konu

zaman birimi içerisinde, Allah ı, Peygamberi, Kur an-ı, ezanı, namazı ve diğer dini değerleri sevdirmenin en uygun

zamanıdır.

 Burada dikkat

edilecek husus; çocuğumuzun seviyesine inerek bir oyun havası içerisinde onunla

bütünleşebilmemiz ve çocuklaşabilmemiz büyük önem taşıyor.