“Çıkarı var” cümlesi, halkımızın çevresi, bilgisi, kültürü ve ortamına göre değişik manaları içerir.

Çoğunluk, “Çıkarı var” cümlesinden maddi çıkarı anlar.

Bazıları ise parasal sorununu halletmiş ama bazı ortamlara parayla girmek istiyor.

Adının o ortamda anılmasından keyif alıyor.

Aynı ortamda, aynı sofrada bulunmanın tadını almış ve onun devamı için para harcayanlar bile var.

Bazıları ise hem ortamın tadını çıkarıyor hem o ortamda paylaşılan maddi imkânlardan da çıkar sağlıyor.

Ortamda dinsiz görünme hâkimse, en azılı din düşmanı gibi görünüyor ama içinden, kimseye çaktırmadan tevbesini yapıyor.

Ben size daha önceki yazılarımdan birinde birinin, Adalara taşındığını, Cuma namazını Adalarda kılmadığını, Cuma günü İstanbul’a gelip Cuma namazını, bazı zenginlerin hayatlarının hiçbir döneminde ayaklarının uğramadığı bir fakir mahallesinde kılıp Adalara döndüğünü yazmıştım.

Şimdi siz bu adamın durumu hakkında benden fetva istemeyin.

Bunun çocuklarının durumunu düşünün.

Çocukları evde dindar yetiştirirse, ilkokulda çocuklar vasıtasıyla yakayı ele verir.

Ortamın ağırlığı nedeniyle onu göze alamaz.

Müslüman olmasına rağmen Müslümanlardan uzak durmayı seçmişse, Müslümanlarla ilgili haberleri ancak televizyon ve gazetelerden duyacak ve okuyacaktır.

“Filan hocanın suç dosyası…” haberleri Türkiye’de yüz binlerce hocayı lekeleyecektir.

Ve o kendini gizleyen adam, okula giden çocuğuna “Hocalardan uzak dur” diyecektir.

Yaşanmış bir örnek sunayım: Türkiye’de “Hizbullah Vahşeti” adı altında haberlerin her gün yayınlandığı günlerde  bir sözlü imtihanda Kur’an-ı Kerim’den:

“Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse Allah öyle bir kavim getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar, Allah yolunda cihat yaparlar ve kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah’ın lütfu boldur, O her şeyi bilendir.

Sizin dost ve idareciniz, Allah, O’nun Resulü ve rükû ederek namaz kılıp zekât veren müminlerdir.

Kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost ve yönetici edinirse, şüphesiz Hizbullah, galip gelenlerin ta kendileridir” (Maide süresi ayet 5/54-56) ayetini okur.

İmtihan için okunan Kur’an ayetinde “Hizbullah” kelimesi geçince, komisyondaki öğretmenler birbirlerine bakarlar ve içlerinden biri, “Neden bu ayeti okudun” diye sorar.

Dikkat edelim, kendi kirimizi temiz kelimelere sürtünerek kirletmeyelim.

Araba tamircisi, evine gelince yağlı-paslı elbiselerini çıkardıktan ve tertemiz olduktan sonra, pırıl pırıl duran koltuklarının üzerine oturuyor.

Yetkililer de on tane ahlaksız nedeniyle yüz binlerce insanımızın adının kirletilmesine alet olmasın.

Din düşmanı insanlar, hiçbir dönemde olmadığı kadar bu günlerde Müslüman’ı Müslüman’a kırdırma işine girdiler, “Şunu da al, bunu da al” diyerek başarılı olma yolunda ilerliyorlar.

Başarılı olurlar mı?

İrili ufaklı elliye yakın Haçlı seferleri, İslam’ı yok etmek için yapıldı.

Müslümanların gidemediği yerlere Haçlı seferlerine katılan askerler vasıtasıyla Müslüman inancı ve ahlakının haberleri yayıldı.

Zararlı olacakları yerde faydalı hale geldiler.

Biz görevimizi yapalım, takdire karışmayalım.