Türkiye hep tartışmalı konuların ülkesi olmaya devam ediyor. Referandum yapıyoruz, sonuçlarıyla kendimizi meşgul etmeye devam ediyoruz.

Hile oldu mu olmadı mı?

İktidar, devletin gücünü kullanarak, kendi lehine oy devşirdi mi, meşruiyet zemininden çıktı mı?

Dahası, bu oranlarla, yeni sistemi uygulamak zor diyenlere de gülüyorum. İşi çığırından ve ana mecrasından çıkarmamak gerekir.

Millet sandığa gitti, oyunu kullandı. Arada iki puan var… Doğru. Lakin oyunun adı demokrasi ise, bir fazla alan kazanacaktı. Sonuçları manipüle etmeye gerek var mı?

Herkes şapkasın önüne koyacak, milletin mesajını doğru algılayacak… Rakamları, sırf kendini mutlu etmek için sağa sola bükmeyecek…

Hatta kimileri öylesine ileri götürdüler ki işi, bu sonuçla, yani niteliksiz rakamlarla, yeni sistem uygulanmazmış… 367 garabetinin savunucuları yeni heyecan peşindeler.

Ülkenin bu tür polemiklere, lüzümsuzluklara ihtiyacı yok.

Milli Gazetenin yorumu gerçekten müspet ve hoş… BİZ İKİ ELMANIN YARISIYIZ… Milletin verdiği oy oranlarını böyle okumuş… Rahatlatıcı, kucaklayıcı bir dil… ve yaklaşım.

İnsanlar, gerçeklerle yüzleşmek, karşılaştıkları manzarayı doğru okumak yerine, işlerini geldiğiyle yetinmeyi, geçici mutluluklarla meşgul olmayı yeğliyorlar.

Cellâtlar, idam edilen insanların yüzlerine bakamazlar.

Gerçekler genellikle bizi mutsuz edebilirler. Arkamızı, can sıkıcı gerçeklere dönmek işimize gelir. Kaçış... Ama nereye kadar? Gözümüzü kapatmak yerine, çevremize bakarak, ne oluyor, ne bitiyor, diye irdelemek, dersler çıkarmak, ona göre konumlanmak daha doğru değil mi?

Cellât, adı üstüde, ürkütücü bir meslektir.

Yaşayan bir canlıyı, tasarlayarak, planlayarak öldürmek… Ama bu mesleği icra ederken, hiçbir cellât, idamlığın yüzüne bakmamıştır, gözlerini, nazarlarını ondan hep kaçırmıştır.

Gözlerini kaçırması, eylemin gerçekleşmesini ne yazık ki engellememiştir.

İnsanoğlu, hep böyledir… yaşadığımız sıkıntıların temelinde de bu absürt ve lüzumsuz yaklaşım vardır.

Gözlerini kapayarak yürümek mümkün müdür? Can acıtıcı da olsa hakikatler, dönüp onlarla yüzleşmek, hesaplaşmak gerekir.

Kaçarak, yok sayarak, aman diyerek, kendince yanıltıcı, geçici mutluluklara gark olarak, doğru sonuçlar çıkarmak yerine, aldatıcı, günlük gelgitlere kurban gitmek, neyin devasıdır?

Rejim elden gidiyor diyenlere hep güldüm zaten… Rejimi bu denli kutsamak neyin nesi?

Sonuçta, sistemler, rejimler, insanlığın daha yaşaması için beşer tarafından oluşturulmuş düşünceler değil midir?

Bu yaklaşımlar, fikirler, iddialar, zamana, şartlara yeniliverirler… Dönerseniz, dün savunduğunuz beşer damgalı sistemleri, yeniden değiştirirsiniz.

Hal böyle iken, cellâdın suçluluğuyla dünyaya nazar etmeye gerek var mıdır?

Farklılıklarıyla… Farklı renkleriyle, bu topraklarda yaşayanlar kardeştir… Birbirimizin cellâdı değiliz… Her halükarda birbirimizle yüzleşmeli, konuşmalıyız.

Referandum sonuçlarının milletimize, ümmetimize, insanlığa hayır getirmesini niyaz etmeliyiz.

Emri bil maruf, nehyil anil münkeri bırakmadan…