Bİzİm evde katliamı çaydanlığın.

İsrafı sevmesem de engelleyemediğim tek şeydir belki de

çaydanlığın ziyanı, heba olup gidişi.

Çayın altındaki ateş hiç sönmediğinden.

Ev halkı da masalarında ya bir âhund un dersinde ya da

bir kitap cengelistanındadır.

Vassale ya da Akkâse kitap olmasa da, uzun saatler masa

başından kalkılmadığından; bel, boyun fıtıkları, diz ağrıları yanında

çaydanlıklar da pek mustariptir bu okuma seanslarından.

Dalıp gittiğim yazılardan kalkarım ki, çaydanlıkta ne su

kalmıştır ne renk.

Gariban kapkara olmuş cayır cayır yanmaktadır.

En sık ziyaret ettiğim yerdir tamirciler.

Utana sıkıla, berbat görüntüsünden.

Son ustamız da antika.

Kendisini dükkânında hiç göremediğimiz.

Gündüz, bir işte çalışmakta.

Her gelen, ufak tefek ev aletlerini bırakmakta, üzerine

ismini ve telefonunu bırakmakta.

Meçhul usta benim için bir hâkkak gibi saygın zira bu

zamanda küçük işlerle uğraşan insanlar o kadar azaldı ki. Çok geçmeden ertesi

akşam arar, tost makineniz ya da elektrik süpürgeniz, düdüklü tencereniz tamam,

gelip alabilirsiniz, ücreti şu, masanın üzerine bırakabilirsiniz.

Onarılan eşyanızı alır, ücretini masanın üzerindeki taş

fincana bırakırsınız.

Çok da tok gözlüdür, tencere kapağınızı yaptım, para

istemez .

Bu zamanda bu kadar tok gözlü insan kaldı mı diye

şaşar,1-2 lira yerine 3-4 lira bırakırsınız, taş fincana.

Bu âlicenaplık kayboldu ama asıl ufak ev aletlerini eline

alıp onlardan ufak paralar kazanmakla yetinmeyi kabullenen insan sayısı o kadar

azaldı ki.

Herkes çok para kazanacak, hemen zengin olacak, daha

çabuk azmanlaşacak işlerin düşünde.

Kapısı açık dükkânın masası üzerine bırakılan parayı,

kimse almadığından ayrı bir güven mekânı.

Yandaki esnaf her ne kadar işinde gücünde gözükse de artık

hisleri ile mi; o tarafa bakmasalar da hakşinas ustanın dükkânına yine de göz

kulak olmaktadırlar.

Çaydanlığı bırakıp üzerine notu yazarken gözüme çarpıyor

masanın üzerindeki kapkara çaydanlık.

Demek benden daha dikkatsizi de varmış.

Üzerindeki not, Şileli balıkçı .

Ancak balıkçı bu kadar yakabilirdi zaten çaydanlığı.

İhtimal ağları atmış denizin ortasında balık beklerken ya

da ağlar denizin ortasında iken sandalı ile sahile çıkıp ateşin üzerine oturttu

çaydanlığı.

Gecenin ayazında çalı çırpı ile tutuşturduğu ateşte

ellerini ısıtırken, çaydanlıkta fokurdayan kıpkırmızı çay hayatının en güzel

içeceği iken bu kadar yaktı onu.

Ya da karısının kömür sobası üzerine oturtup demlediği

çayı içmesi için saatlerce çoluk çocuk Şileli balıkçı yı beklediği gecelerde

yandı bu kadar.

Artık hangi hikâyeyi yazarsanız bu simsiyah çaydanlığa.

Öğrenci evlerinde tencere bulunmayınca, kaderinde yemek

pişirmek de olduğundan hangi yemek dibine yapıştı kim bilir

Meçhul hâkkakın onarmaktan usandığı, bahtsız çaydanlığımın

karalığını geçen şileli balıkçınının çaydanlığının yanmış kavrulmuş hali

imdadıma yetişti de; dikkatsizlik sınavında ikinciliğe yükselebildim.