Bir insan ya da toplum; semavi kitapların değerlerine aykırı ve muhalif değerler ortaya çıkarmaları sonucu müşrik adını alır. Peygamberlere muhalif olanların yaşamları ve sonuçları kutsal kitaplarda başta Kur’an olmak üzere diğerlerinde ince detaylarına varıncaya kadar anlatılmaktadır.

Şeytanın bu ismi alması -isyan etmeden önce ismi İblis’tir- ilahi iradeye alternatif bir irade ortaya koyması sonucudur. Öyle ki Cibt ve Tağut kavramları da bir isim veya vasıf olarak; Peygamberlere ve kitapların hükümlerine aykırı yasa ve hüküm ortaya koyanlara verilmektedir.

Hak ya da batıl tüm dinlerin sembolleri ve işaret dilleri vardır. Kutsal alanları ve mekânları vardır. Bu çerçevede felsefi dinlerin/sistemlerinde kutsallaştırdıkları alanları ve mekânları söz konusudur. Bu çıkışlar felsefi sıradan ve masumane bir çıkış/kalkışma değil tam tersine ilahi dinin varlığına ve ilkelerine karşı yok edici davranış biçimleridir.

20. ve 21. yy’da felsefe ve düşüncenin özgürlüğü adına; önceleri Avrupa’da sonraları İslam coğrafyası olmak üzere dünyada tüm dinler saldırıya uğradı. Bu saldırılar en kutsallara yönelik yapılıyordu. Özellikle Müslümanlara ve onların kutsalları hedef alınıyordu. Zaten diğerlerin kutsalları helvadandı acıkıldığında sahipleri tarafından da yenmekteydi. Aynı zamanda pratiği olmayan; sosyal, siyasal, ekonomik ve uhrevi değerler içermediği için; tehdit kabul edilmiyordu.

Ancak İslam dini ve mensupları öyle değildi. Kitapları tahrif edilmemiş ve peygamberleri magazine edilmemişti. Hâlâ bu iki değer adına onları koruma adına canlarını vermekten kaçınmayacak milyonlarca bağlıları vardı. Öyleyse egemenler ve müşrikler için tehlikeydi. Yaldızlı/felsefik ve hümanistik sözler, düşünce özgürlüğü adı altında; İslam’ın sembolleri imha edilmeliydi.

Yeryüzündeki tüm tapınaklar ilahi mekânlara alternatif olmak üzere inşa edilmişlerdir; başta Yunan tapınakları, Roma anıtları, Mısır ehram ve tapınakları, Uzak doğu ve Hint kıtasındaki tüm tapınak ve ibadet yerleri. Irak Laliş’deki Ezidi tapınakları da. O bölgelere gönderilen peygamberler ve son peygamberin getirdiklerine alternatif olmak üzere dizayn edilmişlerdir.

Din karşıtı ateist ve seküler yapılanmaların değer atfettiği alanlarda; bu çerçevede inşa edilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesinin icraatları bu yönde olmuş ve Kâbe’ye alternatif olarak “Çankaya” öne çıkarılmıştır. SSCB yani bugünkü Rusya ve bağlıları için “Kremlin Sarayı ve Moskova”, Çin’in “Tiananmen Meydanı”, ABD’nin “Beyaz Sarayı” ve şimdilerin Jön Kürtleri, Kemalizm’in takipçileri ama onlardan bir adım daha ileri, adı PKK olan ateist yapılanmanın legal temsilcilerinin; Kâbe’ye alternatif alanlarının adı; Taksim. 

Laliş’deki tapınakların konjonktürel durum gereği şimdilik Anadolu’ya taşınması mümkün değil. Ama bir belediye hizmet binası görünümü altında yapılması pekâlâ mümkün! Taksim ve Kudüs üzerinden İslami kutsallara yapılan saldırı, sıradan bir davranış biçimi değildir. Sadece son versiyonlarından birisidir.

Yerel ve küresel anlamda İslam’ın kutsallarına ve sembollerine karşı yapılan operasyonlar ve gelişmeler: ciddi bir tahlile tabi tutulmalıdır. Müşrikler ne yaptıklarının farkındalar, ya Müslümanlar!