Dün ile bugünü sağlıklı bir şekilde karşılaştırmak için bir çizgiye ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü başkasının istediğini yapan, başkası oluyor. Zaruretler insanı çizgi dışına yöneltmek için bir mazeret yapılsa da, zorluğa göğüs germek, gerektiğinde durmak gerekiyor. Eğer çizgiye bakmaz ve durmaz isek, elimizdekilerden olduğumuz gibi, geleceğimizden de olacağız. Bu konuda canımızı sıkacak dostlar aramalıyız.
Ancak canımızı sıkacak dostlar sayesinde, bugüne kadar çözüm niyetiyle başlatılan tüm süreçlerin, hep edep ve hayâdan taviz verildiği için akamete uğradığını görebiliriz. Bu açıdan çözmek zorunda olanların, aynı zamanda edepli de olmak zorunda olduğunu idrak edebiliriz. Eğri otursak da doğru konuşmaya başlayabilir, zamanla doğru oturmayı da sağlayabiliriz. Ama bu dostları algılamak için partiler üstü bir yaklaşıma ihtiyacımız olduğunu bilmemiz gerekiyor. İnatlaşma ve kamplaşmanın kimseye fayda sağlamadığı görüldüğü halde, bunu aşacak ideali olanların sayısını artırmak buna bağlıdır.
“Güçlü olan doğru”dan yana olanların, dostluktan yana olmasının vakti gelmedi mi Son dönemde, bu dostlardan uzak kaldığımız için, iletişim üslubunun bozulduğu, her şeyin içeriksizleştiğini görmüyor muyuz Toplumun bu yüzden, her alanda ciddi ve önemli konuları konuşmaktan vazgeçtiğini hissetmiyor muyuz Yarının kurulması fikri yerini maalesef yarının kurtarılması endişesine bırakmakta olduğunu anlamıyor muyuz Sosyolojik olarak başlayan bu etkileşiin ekonomik risklerle siyasi boyutlara ulaştığını ve umutlarımızı sürekli ertelediğini müşahede etmiyor muyuz Bireylerinin inandığı gibi düşünen, düşündüğü gibi konuşan ve konuştuğu gibi yaşayanlardan oluşmadı bir toplumun nereye sürükleneceğini tarih sahnesinde tekrar etmenin bir anlamı var mı
Bugünün dünden, yarının bugünden daha iyi olması, ancak iyinin, doğrunun ve güzelliklerin artırılmasıyla mümkün olacaktır. Yöneticilerimizin dünkü politikalarını gözden geçirerek iyi, doğru ve güzel ile örtüşen bir siyaset tarzı ile yarını inşa etmesi için, güç ve otoritenin değil, hak ve halk ile olan bağın kuvvetlendirilmesi gerekir. Liderlik, sadece benlik ve güç temelinde ele alınsa da, bunun doğru olmayıp medeniyetimizde olduğu gibi hakkı üstün tutma ve sosyal sorumluluk bilinciyle olması gerektiğini yeniden anlamak zorundayız.
Milli bir siyasetten uzak kalanların, taşıdıkları dünya görüşleriyle yaşanmakta olan sorunun ciddiyetini bile kavramaktan acze düştüğünü gösterecek dostların ortaya çıkma vakti gelmiştir. Bu dostlar sayesinde, yapılacaklara değil, yapılanların çizgimize uyguluğuna göre değerlendirme yapmayı başlatabiliriz. Tartıştığımız şeylerin “asıl” meseleler olmasını başarabiliriz. “Asil” çözümleri konuşmak için yeni adımlar atabiliriz. Farklılıklarımızı ayrılık nedeni değil, zenginlik unsuru olarak görecek ve ortak çalışma kültürü ile yoğuracak partiler üstü anlayışının temellerini atabiliriz.