Dört halife Ebubekir, Ömer, Osman, Ali’den (Allah onlardan razı olsun) sonra İslam âlim-leri arasında gerçekten Halife olarak kabul edilen ve seçimle gelen Ömer bin Abdülaziz’in (Rh.) halifeliği zamanında, Malatya dolaylarında, tebliğ görevi yapan askeri birliğin komutanı Mansur bin Ca’vene, oğlunu halifeye rapor vermesi için gönderir.

Ömer, elçiyi dinledikten sonra, “Zayiat var mı?” diye sorunca elçi, “Bir adamcağız bineğin-den kar üzerine düştü ve öldü” deyince Ömer, (Allah ona rahmet eylesin) “Adamcağız, adamca-ğız haaaa” dedikten sonra:

“Allah’a yemin olsun ki, Müslümanlardan bir tek adam, bana bütün bir Rum diyarından ve onların sahip olduklarından daha sevimlidir” der. (Ebu Nuaym, Hılyet’ül Evliya, Dolabi, el-Razi el-Esma ve-l Küna, hicri dördüncü arsın başlarında yaşamış.)

Ömer bin Abdülaziz, o komutanı, adıyla söylemediğinden ve de, “Ruceyl/Bir adamcağız” dediğinden dolayı, görevden almıştır.

Bütün yöneticilerin ve Türk subay ve astsubaylarının dikkatine…

O günlerde, “Rum diyarı” denince Roma papalığına bağlı olarak yaşayan Hıristiyanlar kas-tedildiğinden, Ömer bin Abdülaziz’in bu sözünü bugünlerde anlarken, “Orduda Müslüman bir er olarak bulunan askerin değerinin, bütün Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin sahip olduğu zenginlik-lerinin toplamından, Müslüman bir insanın daha değerli olduğu” anlaşılır.

Böylesine Avrupa Birliği’nin bütün zenginliklerinden daha değerli olan bir Müslüman, bu-günlerde on dolarlık değeri bile yok.

Ticari taksi şoförünün cebindeki parayı alabilmek için öldüren cani yetiştiriyor bu sistem.

“Başkasına yâr etmem” diyerek boşandığı hanımı öldüren katil üretiyor.

Kırığıyla birlikte olup, kocasını uykusunda boğan kadın yetiştiriyor bu İslam dışı sistem.

“Uyuşturucu baronu sen olmayacaksın, ben olacağım” diye birbirlerinin canına kıyan uyuş-turucu mafyaları üretiyor.

2012 yılının ilk aylarında, Metris Cezaevi’nde organize suçlardan tutuklu ve mahkûmlara yap-tığım konuşmada, sahneye çıktım, hiçbir şey konuşmadan önce bir dakika hepsini süzdüm.

Ortalama yaşın 25-30 civarında olduğu kanaatine vardım.

Onların dikkat kesildiği anda, “Aslında sizinle dışarıda karşılaşmış olsaydık, sizinle Atina’dan girer, Hollanda kraliyetine kadar insanlara İslam’ı anlatma yollarını bulurduk.

Siz, kaçanı en iyi tutan, tuttuğunu koparan ama yanlış eğitimle yanlış yola yönlendirilen kur-banlarsınız.

‘Sizin Milli gelirden kişi başına düşen on bin dolarınız varmış.

Neden soygun veya uyuşturucu çetesi kurdunuz?’ soruma,

‘Hayır, bizim on bin dolarımız yok’ dediler.

Ben, ‘Ama hükümet, kişi başına milli gelir on bin dolar diyor’ dediğimde işte biz bize ait do-larlarımızı almak için suç işledik dediler.”

İşte burada Rabbani eğitimde bir ayet devreye girer ve der ki: “Onların (Müslüman zenginle-rin) mallarında isteme durumuna düşenlerle, mahrum durumdakilerin hakkı vardır” (Mearic süresi ayet 24-25, Zariyat süresi ayet 19)

Rahmani eğitimde, yüzde iki buçuk olarak ve zekât diye adlandırılarak geçer.

Zekâtı da devlet alır ve ihtiyaç sahiplerine verir.

“Teşvik” adı altında zenginlere veremez.

Rahmani eğitimin havası, üniversite, kışla, karakol, adliye, her il, ilçe, köy, dere, tepe, kışlak ve yaylaklarda  eserken bu insanlar kimseye haksızlık yapmadığı gibi kimse de onlara saygısızlık bile yapmamıştı.

Batı baskısıyla o havanın bütün kanalları tıkandı.

Havasız kalan insanlarımız bunalım geçiriyor.

Batı havaları esiyor dünyanın her tarafında.

Onun içindir ki Müslümanların 1400 yılda ulaşamadığı öldürme sayısına bugünün en iyi eği-timli Biden ve senatörleri, Putin hükümeti ve okumuş bürokrasi üyeleri bir yılda ulaşıyorlar.

Ülkenin en seçkin milletvekillerinin suç dosyaları savcılıkların önünde dokunulmazlık zırhıyla kaplı olarak duruyor.

Ekonomi uzmanlarımız, hortumun nasıl takılacağını kanuna nasıl yakalanmayacağını öğretiyor zenginlerimize.

Devletin zirvesiyle yemek yiyebilen zenginlerimizden bazılarının bir kalemde kanuna uygun olarak aldığını, ülkenin bütün hırsızları on senede çalamazlar.

Çünkü eğitimsizler.

Zaten “Almak” la “Çalmak” arasında bir Ç harfi vardır bugünkü eğitimde.