Bir karadenizli vatandaşla bir boksör kavgaya tutuşmuş. Boksörün tekniği daha üstün olduğu için, attığı her yumrukta, Temel i yere indiriyormuş. Kavgayı seyreden arkadaşı Dursun Temel e:
Ola Temel çak ona demiş. Yani bıçağını çek, dayak yemekten kurtul demek istemiş. Temel cevab vermiş:
Çakacağım lâkin tikelemeyrum...
Genel seçimlerin gelip çattığı şu günlerde, AKP nin içine düştüğü sıkıntılı durum bu hikâyedeki, Temel in durumuna benziyor.
Üstelik Temel e yumruk atan sadece Anamuhalefet Partisi CHP de değil.
Bir kere CHP vuruyor, o bırakıyor yargı vuruyor ve daha Genelkurmay ın halkla ilişkiler ünitesi icabına bakıyor.
Üstelik süresi biten sayın Cumhurbaşkanı Sezer dahil devreye girmek üzere hazırlanıyor.
Demek istediğim şu: Türkiye de başarılı bir politika ve icraat sergilemenin vazgeçilmez şartı, "Siyâsi çalışma ve hamlelerin, ciddi bir hukuk tecrübesi ile atbaşı yürütülmesi." Siyasi tecrübenin hukuki tecrübe ile takviye edilmesi ve desteklenmesi lüzûmudur.
Bu formasyon kazanıldıktan sonra, iş yine de bitmiyor. Yapılacak hamle ve icraatın zamanlaması da önemlidir. Zamanlama isabetli ve ilerisini gören bir sıra ve tertiple yapılmadığı taktirde yine beklenilen neticeler elde edilemez.
Misal verelim: YÖK problemi 2002 seçimleri kazanılıp, tek başına iktidara gelindiği zaman, öncelikle halledilmeliydi. Çünkü, bilindiği gibi ülkemizde, yeni kurulmuş olan bir hükûmetin en etkili olduğu devre çok uzun değildir. Nasıl olsa bizim anayasayı değiştirecek çoğunluğumuz var, keyfimiz istediği zaman bu işi yaparız, acelemiz yoktur derseniz, iktidarın kılıcının iki tarafının da kestiği en güçlü devreyi kaçırmış olursunuz. Fırsat elden gider.
Sözü uzatarak, ihmal edilen, ötelenen, ertelenen konulara girmek istemiyorum. Ama AKP iktidarı Cumhuriyet tarihimizin, çoğu iktidarlara nasip olmayan, üçte iki çoğunluğu aşan bir parlamento aritmetiğine kavuşmuşken, en önemli işlerinden birisi olan Anayasada yapılması zaruri olan değişiklikleri yapmalıydı, fırsatı kaçırmamalıydı.
Kaldı ki, ortada 12 Eylül darbesinin düzenlediği, çoğu hükümleri antidemokratik olan bir Anayasa vardı. Anamuhalefet partisi ile de, o günlerde AKP arasında bir siyasi bahar havası estirilmişti. Hatta Sayın Erdoğan ın, Meclis e girebilmesi için CHP, Meclis te seve seve AKP ye destek vermişti. İşte bu müsait pozisyonda, uzlaşma sağlanarak, sıkıntılı günlerde, iktidara ayak bağı olacak antidemokratik hükümlerin, düzeltilmesi mümkün idi.
Ama yumurtanın kapıya geldiği, seçim târihinin ilân edildiği bir iki hafta içerisinde, Cumhurbaşkanı nın, halk tarafından seçilmesi gibi önemli bir reformun sıkıştırılması, beraberinde sayısız riskleri getiren bir girişim olmuştur.
Büyüklerimiz bir iş yapacaksanız "kırk kere ölçüp bir kere biçiniz" demişler. İsâbetli nişan alırsanız hedefi bir atışta vurabilirsiniz. Benim mermim çok, nasıl olsa attığım mermilerden birisi işimi görür, derseniz, iş kontroldan çıkabilir.
Bakınız 9. Cumhurbaşkanı sayın Demirel, durumu kendisi için müsait görmüş olmalıki , oyuna girmek için daha şimdiden, saha kenarında ısınma hareketlerine başlamış bulunuyor.
Tabii ki Türkiye demokratik bir ülkedir. Kanun karşısında herkes eşittir. Ama, yapılacak Anayasa değişikliğinin aceleye getirilmeyerek, ince ayar her türlü tereddütten uzak, milletimizin ihtiyaçlarına en iyi şekilde cevab verecek bir sistem olarak, dizayn edilmesi de gereklidir.
Canım, biz Cumhurbaşkanı nın halkımız tarafından seçilmesi için ilk adımı atalım da, göç gide gide düzelir düşüncesiyle hareket ederseniz, önümüzdeki gelişmelerin nereye varacağı belli olmadığı için, göçü gide gide düzeltme imkânını bir daha ele geçirmek mümkün olmayabilir.
Yine de bu konuda önemli bir adım atılmıştır, diyerek Allah tan hayırlısını dilemeliyiz.
"Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler...