İlginç açıklamalar yapılıyor.

En ilginci de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi:

“23 Haziran’da yapılacak seçimleri erkene almak, bir erken seçim değil, seçim tarihinin güncellenmesidir” diyerek yaptığı açıklamalarına şu cümleyi de ilave etti:

"Şu anda seçimle ilgili yetkinin kimde olduğunu, benim elimdeki yetkilerin ne olduğunu bilmeyecek kadar cahillerin elinde kaldık."

Yani kendi partisinin hukukçularını Anayasa ve yasaları iyi bilen “âlimler”, diğerlerini yani Anayasa profesörleri dâhil, muhalefet hukukçularını “cahiller” olarak vasıflandırmış oldu.

Ertesi günü de Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı Devlet Bahçeli, AKP Genel Başkanı’nın “cahiller” olarak vasıflandırdığı kişiler için “ayak takımı” nitelemesinde bulundu.

Bu ilginç açıklamalardan sonra biz de meraka kapıldık. Anayasa ve seçim kanunlarının maddelerini didik didik ettik. TBMM’nin ve Cumhurbaşkanı’nın seçimler konusundaki yetkilerini tekrar tekrar okuduk, belki de cahil olduğumuzdan dolayı “seçim tarihinin güncellenmesi” diye bir terim göremedik. Konu ile ilgili yorum yapacak kadar bir bilgimiz de yok ki, hangi maddenin yorumundan çıkarılıyor anlayamadık.

Tahmin ile ifade edersek, “âlimler” bu terimi yorum ile bulmuşlar. Muhtemelen Yüksek Seçim Kurulu da bu yorumlarla yapılacak işlemlere geçit vereceğini ima etmiş olmalı.

Bu nezaket kurallarını zorlayıcı açıklamaların mahzurlarını bir tarafa bırakarak, bizi şüpheye sevk eden bir iki hususu yazımıza taşımak istiyoruz. Elbette “cahiller” ve “ayak takımı” kısmının içinde kaldığımızın bilinci ile.

Cumhurbaşkanı’nın “cahillerin” bilemediği yetkilerine istinaden, seçim tarihini öne çekip güncelleme yetkisini kullanması çerçevesinde, 23 Haziran seçimlerini; daha münasip olur gerekçesi ile güz veya kış aylarında bir tarihe veya 2023’ten sonraki bir tarihe erteleyerek “güncellemesi” de mümkün müdür? Var olduğu “âlimlerin” yorumu ile anlaşılan böyle bir yetkiyi kullanması halinde durum ne olacaktır?

Bu yorumlar ile seçim takvimi bir güncelleme kararnamesi düzenlenerek, şu anda konuşulan 10 Mart’ta başlatılırsa, milyonlarca TL harcanarak geri dönüşü olmayan adımlar atıldıktan sonra, “cahiller” gurubundaki itiraz yetkisi elinde bulunanlardan birileri, açık hükümlere rağmen yorum ile girişilen bu adımların iptali için YSK’ya başvurursa ve de YSK o zamana kadar “herhangi bir sebepten dolayı” fikir değiştirmiş olur da, bu itirazı kabul ederse ne olacak? Yeniden hazırlık yapılıp 23 Haziran tarihinde bir seçim “resmi süreler itibariyle” yetiştirilebilir mi?

Düşünmeye devam ediyoruz. “Cahiller” gurubundayız ya, aklımıza tuhaf şeyler geliyor:

Cumhurbaşkanlığına aday olan zatlardan birisi turları geçip seçimi kazandı, mazbatasını aldı, göreve başladı diyelim. Seçimi kaybeden bir cumhurbaşkanı adayı, “Seçimlerde, Anayasa’daki açık hükümlere aykırı olarak, zorlama yorumlarla aday olan birisi, alacağım oyları yanlış yere kanalize ederek, benim seçilmeme engel olmuş, cumhurbaşkanı seçilmek gibi bir insani hakkımı ihlal etmiştir. Türkiye’de en yüksek itiraz mercii olan Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolları da tıkanmıştır. Ben de bu hakkımı alabilmek için kapınıza geldim” diyerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderse ne olacak? Türkiye’yi karıştırmaktan haz alan AİHM böyle bir itirazı kabul edip ona göre bir hüküm verirse ne olacak?

Dedik ya, “ayak takımı ve cahiller” gurubundayız. Böyle “akıl dışı” ihtimalleri sıraladık diye “âlimler” ve de donanımlı hukuk adamları bizim kusurumuza bakmasınlar. Ama “düşünce” düşünmek yerine, peşin olarak ve henüz düşmeden düşünmek akla daha yatkın değil midir?

DÜŞÜNCE DÜŞÜNMEK

Plan yapmanın temeli,

Hep düşünce düşünmek!

Ya bize ne demeli,

Hep “düşünce” düşünmek!