Millî Görüş ve Adil Düzen Çalışanları olarak bugün tüm

dünyanın dalalette olmasına bakarak, bu kadar büyümüş ve dalalet içinde olmuş

insanlığı yola getirmemizin mümkün olmadığını görerek; kendimiz, siyasi parti

de dâhil olmak üzere kendi kuruluşlarımızı ve kendi kooperatif(ler)imizi

kurmakta ve kendi sığınaklarımıza girmekteyiz...

Bunun bir adım ötesini bu köşede sürekli olarak hatırlatıyorum:

Hâlen yaşamakta olduğumuz hayatın dinî, ilmî, iktisadi, siyasî yani bütün

alanlarında var olan sorunlara, bizim tabirimizle Sosyal Tufana karşı Adil

Kur an Düzeni gemisini inşa etmek... Kışın fırtınalı günde eve çekilip kendi

evinizde yaşarsınız. Fesat ve fitne fırtınalarının her tarafı kapladığı

dünyamızda ancak kendi sitemize, kendi kooperatifimize, kendi kurum ve

kuruluşlarımıza çekilerek yaşayabiliriz. Çağımızdaki tufana ancak böyle karşı

koyabiliriz...

Ne var ki biz kendi kooperatif(ler)imizde ve kendi

kuruluşlarımızda yaşadığımız zaman da onlarla ilişkimiz olacaktır.

Ürettiklerimizi onlara satacağız, ihtiyaçlarımızı da onlardan alacağız. Biz

onların işlerine karışmayacak, onları düzeltmeye çalışmayacağız; onlar da

bizi kuruluş ve kooperatiflerimiz içinde rahat bırakacaklardır. Elbette bizi

rahat bırakmadıkları ve rahatsız ettikleri zamanlar olabilir; işte o zaman

onlarla cihat yapacağız...

Adil Kur an Düzeni ne karşı olanlar zannediyorlar ki;

biz Adil Kur an Düzeni ni duymaz, görmez, işitmez, ilgilenmezsek o gelmez.

Yine onlar zannediyorlar ki; Adil Düzen duyulmazsa, işitilmezse, yokluğa

mahkûm edilirse, Kur an ın ifade ettiği kebir yevmin azabı gelmez. Allah a

inanan insanlar Adil Kur an Düzeni ni öğrenmemekle, ona kulaklarını tıkamakla,

Allah ın onlara sormayacağını zannederler demektir.

Gerçekten de bugün iki türlü insan vardır. Bunların ortak

özelliği, her ikisinin de Adil Kur an Düzeni ne karşı olmalarıdır. Birileri

Allah a inanmamakta, kendi sömürülerini devam ettirmek için Adil Kur an

Düzeni ne karşı olmaktadırlar. Bir kısmı da vardır ki; Allah a inandıkları

halde sömürü sermayesi ile işbirliği içinde oldukları için Adil Düzen e

kulaklarını tıkamakta ve onu duymayarak kendilerine göre yine onlarla işbirliği

içinde Allah la da barışık(!) olarak devam edeceklerini sanmaktadırlar!

Kur an daki Hûd Sûresi nin ilk âyetleri işte bu insanlardan bahsetmektedir.

[Geçen haftaki bir yazımda Hûd Sûresi tefsiri üzerinde çalışmaya başladığımızı

yazmıştım. Kur an ın bu bölümü ve özellikle de Hûd Sûresi nin ilk âyetleri işte

bu tür insanların psikolojisini ve konumunu anlatmaktadır.]

Allah ın takdiri bellidir, olacak olan bellidir; bunu da

hep hatırlatıyorum: Hak gelince Bâtıl/lar zail olacaktır. Hakk ın gelmesine

mani olamayacak olan ama onun gelişini geciktirmeye çalışan çağımızdaki sömürü

sermayesinin uyguladığı sistem şöyledir.

a) Yeni bir oluşum başladığı zaman; ondan bahsetmemek,

birinci merhalede onun sesini kısmak suretiyle yokluğa mahkûm etmek...

b) Hareket var olmayı başardığı zaman, yani yeni oluşum

yaygınlaşmaya başladığı zaman saldırıya geçer, aleyhte neşriyat yapar, böylece

oluşumu köreltmeye çalışır...

c) Bunu da başaramayınca; bu sefer onunla beraber olur,

onu destekler ve (günümüzde AK Parti ile Cemaat örneklerinde olduğu gibi)

içlerine kendi ajanlarını sokar, onlar orada faaliyet gösterirler. İmkânları

ile onları desteklediği için başarılı kimseler olur ve yönetime (bugün AK

Parti de olduğu gibi) onlar geçer, böylece o oluşumu kendisine bağlamış olur.

d) Bazen yönetim tabana hâkim olamaz, oluşum kendi

mecrasında yürür; o zaman o oluşumu ajanları ile ikiye böler ve onları

çatıştırarak (bugün AK Parti ve Fethullah Gülen Cemaati örneklerinde de olduğu

gibi) yok etmek ister... (Devamı gelecek yazıda.)