Bir anne oğlu ile ilgili duygularını şöyle aktarmıştı: “Kocam on yıldır ağır hasta, ben kız Enstitüsü mezunuydum, ailenin geçimini sağlayabilmek için evimde dikiş dikmeye başladım. İki oğlumu okutabilmek için gücümün üstünde bir yük yüklenmiştim. Aldığım dikişleri yetiştirebilmek için sabahlara kadar çalıştığım olurdu. Bütün ümidimi büyük oğluma bağlamıştım. Üniversiteyi kazandığında, sevinçten ağladım ve yakınlarımı arayarak maddi destek istedim. Erkek kardeşimin de yardımıyla Ankara’da yurda yerleştirdik. Daha fazla çalışmalı ve oğluma yardımcı olmalıydım.
Birinci yıl hiç bir sorun yaşamadık… Ama ikinci yıl oğlumun yavaş yavaş bizden kopmaya başladığını hissettim. Artık eskisi kadar aramıyor, telefonlarımıza bakmıyor, konuşurken bizi küçümsüyordu. Aynı yıl tatile geldiğinde onu tanımakta güçlük çektik. Kılık kıyafeti, konuşmaları hal ve hareketleri tamamen değişmişti. Bu oğlumun eve son gelişi oldu, artık bizi pek aramıyor aradığımızda da görüşmek istemediğini söylüyordu. Çünkü oğlum artık iki yıl önce kapıda uğurladığım o temiz ve kırılgan çocuk değildi. Bir kız arkadaşıyla kiraladığı evde kalıyordu ve kendini alkole vermişti. Oğlum bizim tasvip etmeyeceğimiz bir arkadaş grubuna katılmıştı ve bizi istemiyordu. Okuldan mezun oluncaya kadar eve gelmedi, biz sadece bir arkadaşını arıyor ve ondan haber alabiliyorduk. Okuldan mezun olduğunda da kendini iyice alkole vermiş o yüzden hiçbir işte tutunamamıştı. O günlerde gece yarısı kız arkadaşıyla birlikte evden çıkmış, geç vakte kadar alkol almış arkadaşının aracıyla geri dönerken kaza geçirmişti. Bize haber geldiğinde oğlum çoktan vefat etmişti. Oğlumun ölüm haberini aldığım anı hiç unutamam, ailecek çok acı çektik… Oğlum bizi çok üzmüştü ama ne olursa olsun o bizim çocuğumuzdu. Okusun adam olsun kendini kurtarsın diye üniversiteye gönderdiğimiz biricik oğlumuzu kaybetmiştik. Oğlumun vefatından sonra büyük bir değişim geçirdik, Allah’ın dini ile daha yakından tanıştık. Şu an küçük oğlum ilahiyat fakültesinde okuyor, onu da kaybetmemek için hep dua ediyoruz…” (Filiz Yörük)
Yukarıdaki hikaye, gençlerimizin içine düştüğü durumun bir özetidir. Ailelerimiz daha kundaktayken çocuklarının nasıl bir hayat yaşayacaklarını tasavvur ediyor ve onlara maddiyat odaklı bir hayat görüşü aşılıyorlar.
Üniversitelerin gençlik profiline baktığımızda ise okumak için gelenlerin çok azı müstesna, büyük bir kısmının politize olduklarını ya da eğlence peşinde sürüklenerek boş bir hayat yaşadıklarını görüyoruz. Beklenenin aksine bu gençler, bilimsel araştırmalar, saha çalışmaları ve kendi alanlarıyla ilgili araştırma notasında oldukça yetersiz kalıyorlar. Milli ve manevi değerleriyle ise bitmeyen bir kavgaları var. O yüzden onları birer birer kaybediyoruz.