VAKİT gelince her kul ölüm kapısı ndan geçiyor.

İnsanlık, önceki gün Muhammed Ali nin ölüm haberini de aldı. İnsanlık diyorum,

zira neredeyse 7 kıtada insanların tamamı dünyaca ünlü Müslüman Ağırsıklet Boks

Şampiyonu Muhammed Ali nin ölüm haberini duydu. İki gündür gerek televizyon ve

gazetelerde, gerekse sosyal medya mecrasında Muhammed Ali nin hayatına dair çok

şey okuduk, izledik. O zannedildiği gibi sadece ringlerin adamı değildi.

O nun gücü rakiplerinin suratında patlayan, şampiyonları

yere seren yumruğunda değildi sadece. Evet güçlü yumruklarıyla kazanılmış tam

56 zaferi vardı. Ama gerçek zaferi yumrukla değil Kelime-i Şehadet le

kazanılmıştı. Müslümanlığıyla batıla meydan okumuş; kendi dünyasındaki batılı

nakavt etmişti.

Herkes Muhammed Ali yi konuşurken kendi gördüğüyle, kendi

anladığıyla konuşacak Şöhretin, başarının, paranın, hırsın, makamın büyüsünden

kurtulup Batıl dan Hakk a hicret çok kişiye nasip olmayan bir yolculuktur.

Biz bu pencereden bakalım istedim. Evet, O bir şampiyondu O dünyanın en

şöhretli insanlarından biriydi. O bir efsaneydi Ama o her şeyden önce  Allah tan zenginlik istedim; bana İslam ı

verdi diyen, Kelime-i Şehadet için bütün ambargoları göze alan,

Müslümanlığıyla batılı nakavt eden bir Müslümandı. 

Hilal göründü! Bugün Ramazan-ı Şerif in ilk günü. Tam 44

yıldır Ramazan ı manasıyla bu milletin gündeminde tutan, bu mübarek ayın manevi

atmosferini bütün okurlarına yarım yüzyıla yakındır yaşatan Milli Gazete miz bu

sene de tam 4 sayfasını yine Ramazan la süslüyor. Belki de tam da bugün bir

Ramazan Başyazı sı yazmak elzemdi. Lakin tevafuk edince ibretlerle dolu bir

ömrün bize bıraktıklarını Ramazan la buluşturmayı özellikle gerekli gördüm.

Her nefsin ölümü tadacağı hakikati,  kul ayrımı yapmıyor. İster şöhretsiz,

isterse şöhretli olsun..  İster fakir

olsun, isterse zengin İster zayıf olsun isterse güçlü.. İster mazlum olsun,

isterse zalim Zamanı gelince her kul için o ilahi emir tecelli ediyor.

Makam, mevki, güç, şöhret, zenginlik, fakirlik, kadınlık-erkeklik,

yaşlılık-gençlik, seçilmişlik-atanmışlık, alimlik-cahillik Fark etmiyor; her

kul bu kapıdan geçiyor.

Biliriz ki; her bir ölüm, vakti gelen kul için kıyamet,

geride kalanlar için de en büyük ibrettir. Ölüm kapısından ebediyete yapılan

yolculukta imtihan dünyasından yanımıza ne alabileceğimiz de bellidir.

Şöhretler, unvanlar, makamlar, dünya zenginlikleri, ihaleler, koltuklar,

çokluklar, kariyerler,  arabalar, katlar,

yatlar Hepsi dünyada kalır da, hesabı bize kalır. İnancımız, itikadımız, amelimiz,

cihadımız, takvamız, infakımız bize bu yolculukta arkadaş kılınıyor. 

BATIL DAN HAKK A

HİCRET

İnsanlık, önceki gün Muhammed Ali nin ölüm haberini de

aldı. İnsanlık diyorum, zira neredeyse 6 kıtada insanların tamamı dünyaca ünlü

Müslüman Ağırsıklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali nin ölüm haberini duydu. İki

gündür gerek televizyon ve gazetelerde, gerekse sosyal medya mecrasında

Muhammed Ali nin hayatına dair çok şey okuduk, izledik. O zannedildiği gibi

sadece ringlerin adamı değildi. Genellikle magazinleştirilen bir hayat

hikâyesiyle takdim edilse de, zirve ve şöhretin basamaklarını tırmanırken en az

yumruğu kadar güçlü bir karakter ortaya koyuyor ve Batıldan Hakk a hicret

ediyordu. Cassius Marcellus Clay in, 1964 yılında 22 yaşındayken Muhammed Ali

oluşu bütün dünyada büyük bir tesir meydana getiriyor; İslam âlemi böylesine

büyük bir üne sahip Cassius Marcellus Clay in Müslümanlığına sevinirken, bu

haber Hıristiyan dünyadaysa öfkeyle, kinle yankılanıyordu. Muhammed Ali için de

yasak ve ambargo günlerinin başlaması kaçınılmazdı. ABD nin Vietnam ı işgal

günlerinde işgal ordusuna çağrılınca Müslüman, haksız yere adam öldürmez

ilkesini ortaya koymuş ve Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki

onlarla savaşayım diyerek Vietnam savaşına gitmemişti. Muhammed Ali nin

cezalandırılması da gecikmeyecekti. 5 yıl hapisle cezalandırıldı, boks lisansı

iptal edildi,  pasaportu ve bütün

unvanları elinden aldı.

Şampiyonlar salonlardan çıkmaz Şampiyonlar içlerinde

tutku, hayal ve amaç olan insanlardan çıkar. Yetenek sporcuyu şampiyon yapar,

karakter ise efsane sözü Muhammed Ali nin sadece yumruk atan, madalya

peşinde koşan bir sporcu kimliğinden ziyade, bir mücadele adamı olduğunu da

ortaya koyuyordu. 1960 Roma Olimpiyatları ndan altın madalya ile döndükten

sonra girdiği lokantada sadece  beyazlara servis yapıldığı söylenince Olimpiyat altın madalyasını Ohio

nehrine atmıştı... Olimpiyat şampiyonuydu ama zenci olduğu için ülkesinde

girdiği lokantada bile kendisine servis yapılmıyordu. Irkçılıkla, batılla

müthiş bir yüzleşme yaşamıştı. Bu olay, O nun hidayet yolunu açacak ve İslam la

şereflenmenin nasip olacağı bir yola girmesine de vesile olacaktı.

GERÇEK ZAFERİ

YUMRUKLA DEĞİL, KELİME-İ ŞEHADET LE KAZANMIŞTI

O nun gücü rakiplerinin yüzünde patlayan, şampiyonları

yere seren yumruğunda değildi sadece. Evet, güçlü yumruklarıyla kazanılmış tam

56 zaferi vardı. Ama gerçek zaferi yumrukla değil kelime-i şehadet le

kazanılmıştı. Müslümanlığıyla batıla meydan okumuş; kendi dünyasındaki batılı

nakavt etmişti.

Onun en güçlü olduğu an, ringde rakiplerini nakavt

ettikten sonra elinin havaya kaldırıldığı an da değildi. O nun en güçlü olduğu

an, yıldızı parlamaya başlamışken, şöhret basamaklarını hızla çıkıyorken kendi

batılını yere serdiği andı. Belki de neyi var neyi yok elinden alınacaktı. Ne

şöhret hesabı yaptı, ne de menfaat. Herhangi bir senaryoda Polat rolünü

oynamıyordu. Gerçek hayatın içinde zor kararlar alıyordu. Gerçek güç, Hakkı

bulunca, kimsenin kınamasına bakmadan Hakk a iltica edebilmekti zira. En büyük

zayıflıksa batılın cazibesinde kaybolmak, nefsin yolunda yürümek değil midir! .

İKİ EFSANE İSMİN

İSTANBUL BULUŞMASI

Muhammed Ali için bir de Türkiye sayfası açalım.

Şampiyon, Erbakan Hocanın misafiri olarak İstanbul a

geliyor. Tarih 1 Ekim 1976. Günlerden Cuma. Türkiye de büyük bir Ağır Sanayi

Hamlesi başlatmış olan Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan,

misafiriyle birlikte Cuma namazını Sultanahmet Camii nde kılıyor. Muhteşem bir

kalabalık Şampiyonu görebilmenin heyecanını yaşıyor. Cuma namazı sonrasında

halkı selamlamak mecburiyeti hâsıl oluyor. Ayasofya nın gölgesinde adeta bir

mitinge dönüşüyor bu büyük bu alaka. Birisi Ağır Sanayi Şampiyonu , diğeri

Ağırsıklet Boks Şampiyonu   İki efsane

isim birlikte çıkıyorlar kürsüye Yer yerinden oynuyor Erbakan Hocamız ile

Muhammed Ali arasında özel görüşmeler yapılıyor. Bir de basın toplantısı

düzenleniyor Sonra mı! . Sonrasını da yine Hocamızdan dinlediğimizle

aktaralım.

Hem İstanbul hem de Türkiye tarihi bir güne şahitlik

etmiş. Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali, Türkiye de Erbakan

Hocamızla çok önemli görüşmeler yapmış Hatta büyük bir heyecana sahne olan bir

miting yapmış Ama gazeteler bu olayı okuyucularından saklamak için de elinden

geleni ardına koymamış. Hocamızın bu konuda verdiği misalse Hürriyet

gazetesinden. Hürriyet, ertesi gün bu tarihi olayı haberleştirirken

Sultanahmet/Ayasofya meydanında izdihamdan dolayı kırılan demir korkulukların

fotoğrafını basıyor ve Buradan bir şampiyon geçti başlığını kullanıyordu.  Hürriyet, Muhammed Ali nin İstanbul daki bu

muhteşem günü Milli Selamet Partisi nin işine yarayacak diye heyecanı, coşkuyu,

izdihamı, meydanın kalabalığını, mesajları, basın toplantısını; hâsılı ne kadar

önemli konu varsa hiçbirini vermiyor. Kırılan demir parmaklıkların fotoğrafı

ile bu önemli olayı örtbas ediyor, negatif göstermeye çalışıyordu. Erbakan

Hoca, merkez medyanın merkezindeki Hürriyet in bu tavrını kendisinin Efsane

Başbakan olarak anılmasını sağlayan 54. Erbakan Hükümetinin başarılarını

anlatırken değiniyordu. Erbakan Hoca, henüz yanına bile yaklaşılmamış olan;

ekonomide devrim niteliği taşıyan 54. Hükümetin icraatlarını grafikler

eşliğinde anlatırken hep yukarıya doğru gitmekte olan göstergelerdeki oku

gösteriyor ve İşte buradan da bir şampiyon geçti diyordu.

Farkında mısınız, merkez medya değişse de, tavrında

değişen hiçbir şey yok. 40 yıl önce de Milli Görüş ü görmemeye, göstermemeye

çalışıyordu. Görecek olsa da, yaftalara, iftiralara, algılara başvuruyordu.

Bugünün merkezine çöreklenen merkez medya da görmemeye, göstermemeye

çalışılıyor. Görülecekse de yine 40 yıl önceki gibi iftiralara, yaftalara, algı

cambazlıklarına başvuruluyor. Patronlar değişse de maksatlar değişmiyor,

ambargolar kalkmıyor.

ALLAH TAN

ZENGİNLİK İSTEDİM; BANA İSLAM I VERDİ

Herkes Muhammed Ali yi konuşurken kendi gördüğüyle, kendi

anladığıyla konuşacak Şöhretin, başarının, paranın, hırsın, makamın büyüsünden

kurtulup Batıl dan Hakk a hicret çok kişiye nasip olmayan bir yolculuktur.

Biz bu pencereden bakalım istedim. Evet, O bir şampiyondu O dünyanın en

şöhretli insanlarından biriydi. O bir efsaneydi Ama o her şeyden önce

Allah tan zenginlik istedim; bana İslam ı verdi diyen, Kelime-i Şehadet için

bütün ambargoları göze alan, Müslümanlığıyla batılı nakavt eden bir Müslümandı.

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun

Muhammed Ali, bu sene hilali göremedi... Gerçek gücün,

gerçek zenginliğin Müslümanlıkta olduğunu bilmek, bu şuurla Ramazan ımızı ve

ömrümüzü yaşamak duasıyla: Biz hilali görenlere Ramazan-ı Şerif mübarek olsun

Nice Ramazanları hakkıyla idrak edebilmek cümlemize nasip

olsun..