Hükümet, pek çok tehlikeli icraat yaparken muhalefet partileri, basın ve halkımızın gerekli tepkiyi göstermemesi oldukça düşündürürcü. Bunlar içinde geleceğimizi karartacak, ülkemizi tehlikeye sokacak icraatlar da var.

Topraklarımızda gözü olan düşmanlarımız mevcut. Bu herkesin bildiği bir gerçek. Konumumuz hassas. Düşmanlarımız, uzun vadeli hesap ve programlar yaparken, yöneticilerimiz günü kurtarmaya çalışıyorlar. AKP Hükümeti, her icraatını iktidarda kalma üzerine kurmuş durumda.

Türkiye gibi köklü bir ülkenin bu derece AB, ABD ve İsraile eklemlenmesi hayra alamet değil. Hükümet, Türkiye aleyhindeki icraatlarını ört bas edebilmek için akıl almaz yöntemler uyguluyor. Halkın kabul edemeyeceği bir icraat sonrasında "cambaza bak" üslubuyla suni bir gündem oluşturuyor, yaptıklarını unutturmaya çalışıyor. İktidar, sermaye ve basın gücünü kullanıyor. Başbakan, hitabet gücü ve vücut dilini mükemmel kullanıp halkın duygularını çok iyi değerlendirerek rakamları tepetaklak ediyor. Her şeyi toz pembe göstermeyi başarıyor. Kendisi, kadroları ve milletvekillerinin sık sık Kızılcahamamda kişisel gelişim eğitimleri aldıklarını herkes biliyor.

Başbakan; dış dünyaya, siyasi rakiplerine karşı esiyor, gürlüyor, rest çekiyor, bağırıp çağırıyor.

Birinde Hillary Clinton şöyle demişti: "Erdoğanın bağırıp çağırması bizi ilgilendirmiyor. Bizim programımıza zarar vermedikçe istediği kadar bağırıp çağırsın."

Başbakan ve AKP, yanlış icraatlar karşısında halk tepkisini kırabilmek için her yolu mubah görüyor. Çeşitli yöntemlerle halk uyuşturuluyor. Sus payı icraatlarla tepkisiz bir toplum oluşturmak için her çareye baş vuruluyor. Nitekim, sayın Başbakan, Hükümetin 10 yılını değerlendirirken bu gerçeği şöyle itiraf etmişti: "Son 10 senede aşırılıklar törpülendi. Bir anlamda paratoner gibi olduk, gaz aldık."

BUNLAR NASIL İCRAATLAR

Vereceğim örnekler bir tepki ve muhalefet ürünü değil, Hükümete yol gösterme ve ülkeme olan sevgimin bir gereğidir. Başbakanın iyiliğini isteyenler, menfaatleri gereği "İsabet buyurdunuz Efendim!" diyen yağcılar değil; gerçekleri ortaya koyarak menfaat beklemeden yol gösterici olan samimi insanlardır. Yani, kimse "AKPyi çekemiyorlar!" kompleksine kapılmasın.

Hükümet, baştan beri icraatını üretim ve istihdam üzerine kurmadı. Daha çok, elde avuçta ne varsa satarak vaziyeti idare etmeye çalıştı.

İlk olarak hazine arazilerini satmak istedi. Çıkardıkları kanun zamanın cumhurbaşkanı tarafından veto edildiği için bu emeline ulaşamadı.

Hemen arkasından, özelleştirme gerekçesiyle TÜRK TELEKOM, TÜPRAŞ gibi ülkenin en kâr getiren kurumları birkaç senelik ciroları karşılığında yabancı veya yerlilere satıldı. Aynı zihniyetin farklı versiyonu olan Meclisteki diğer partiler, bunun ciddi bir araştırmasını yapmadılar. Halk, bugün kaç müessesenin toplam ne kadar ücretle satıldığını ve bu paraların hangi amaçla kullanıldığını bile bilmiyor.

12 Haziran Genel Seçimleri öncesi basında özelleştirmeden elde edilen paranın ancak dörtte biri sağlık hizmetleri, duble yollar, alt ve üst geçitler, kapalı pazar yerleri gibi alanlara harcandığı; dörtte üçünün faiz ve dış borca harcanıp önemli bir kısmından rant elde edildiği haberleri yayılmıştı. Bu işin doğrusunu öğrenmek Türkiye halkının hakkı değil mi

Bu Hükümet döneminde İsraille ilişkiler katlanarak arttı. Ülke toprakları daha çok İsrail kökenli yabancılara satılmaya başlandı. Finans sistemi İsrail kökenli sermayedarlara devredildi. İsrailin OECD üyeliği onaylandı. İsraili korumak için Kürecikte Füze Kalkanı kuruldu. Bu ölçüde İsrail sevgisinin sebebi ne Meclisteki partiler, basın ve tüm sorumlular, oynanan bu tiyatroya niçin seyirci kalıyorlar

ÜLKE ÇİFTLİK MİSALİ SATILIYOR

Hükümet, 3. 5. 2012de Tapu Kadastro Kanununda değişiklik yaparak özel mülkiyete konu alanlarda yabancıların 300 dönüme kadar toprak alabilmesini, hatta Bakanlar Kurulu kararıyla bu oranı 600 dönüme çıkarabilmeyi kanunlaştırdı. Bu kanun ülkenin çiftlik misali satılmaya başlamasından başka ne anlama gelir

Pek çok ülke yabancılara bir karış toprak satmıyor. Bazı ülkelerde yüzölçümlerinin binde birini yabancılara satabilme konusunda düzenlemeler var. Türkiye bu oranı yüzde 10a çıkardı.

Düşmanlarının aç kurt misali yutmayı beklediği bir ülkede, bu oran milli bir anlayışın ürünü mü Başta Hatay ve Urfa olmak üzere, ülkenin her yerinden hızla toprak satışı haberleri gelirken Meclisteki muhalefet partileri, basın ve sorumlulardan niçin ses sada yok Namık Kemal yaşasaydı, "Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini" mısrasıyla tepki gösterirdi, diye düşünüyorum. Hükümet, yabancılara satılan toprakların oranını ve bu satışların faziletini (!) niçin kamuoyuyla paylaşmıyor

Bugün, hiçbir dönemde görülmeyen ölçüde ahlak tahribatı yaşanıyor. Milletimiz inancından soğutuluyor, manevi direnci kırılıp yumuşak lokma haline getirilerek yutulmak isteniyor.

İsminin başında "milli" sıfatı bulunan eğitimimiz, Türkçe kitaplarında "Tanrılar Tanrısı Zeus" hikayeleriyle körpe dimağlara Batı kültür ve inancını empoze etmeye çalışıyor.

Daha buna benzer pek çok olay yaşanırken ülkenin yöneticileri beylik sözler, günü kurtarmaya çalışan söylemlerle ülkeyi oyalıyorlar. İnsanı yaşatmak, birlik, kardeşlik, huzur, barış söylemlerini her gün duyuyoruz; ama bunları söyleyenler kendi aralarında birlik, beraberlik, huzur, barış ve kardeşliği kurabilmiş değiller. Onların gündemleri birbirine karşı söyledikleri "bahtsız bedevi", "kutup ayısı" gibi benzetmelerle dolu.

Ülke yönetmek vizyon işidir. Emperyalist odakların taşeronluğunu yapanlar bu ülkeye iyilik etmiyorlar. Bu konuda, Türkiyeyi "lider ülke" yapma, İslam dünyasına öncülük etme ve dünyaya huzur ve barış getirme vizyonunun sahibi olarak bunun mücadelesini veren Saadet Partisine teşekkür ediyorum.