Şu her taşın altından çıkan, elleri sınırımızın dört bir yanında dolaşan, topraklarımızda üsleri olan, bu üslerden havalandırdıkları uçaklarla komşumuz Müslüman ülkeleri bombalayan, ülkemizi kana boyayan terör örgütlerinde görünür/ görünmez mühürleri olan ülkelerin neyimiz olduğunu sorgulama vakti gelmedi mi? Dost mu? Düşman mı?.. Bu sorgulamayı çok önceden yapmalıydık. 15 Temmuz bir milat oldu. Sorgulamayı şimdi de yapmazsak, yarın geç, hem de çok geç olabilir.
İşe ABD’den başlayalım: Bu ülke ile münasebetlerimiz başlayalı beri, bize zerre kadar faydası olmadığı gibi, devamlı bizi kösteklemiş, devamlı kuyumuzu kazmaya çalışmış, darbeleri tezgâhlamış, devamlı ülkemize kan ağlatanlara destek vermiştir. Yüz yıllık münasebetlerimize bakalım: Evvela, Birinci Dünya Savaşı’nda karşı cephede yer almış, Osmanlı’nın yıkılması için çalışmış, Sevr’e destek vermiş, Ermenistan’a toprak verilmedi diye Lozan’ı imzalamamıştır. Sonradan SSCB ile “düşmancılıkoyunu”nu kurgulamış, bu oyunda ülkemizi saflarına çekmek için NATO tuzağını hazırlamıştır. Daha sonra da ülkemizin en stratejik yerlerinde üsler edinmiş. Bu üsleri Ortadoğu ve Orta Asya’da kendi çıkarları için kullanmış, buradan havalandırdığı savaş uçaklarıyla iki milyona yakın Müslümanı öldürmüştür. Ayrıca ülkemizin başına musallat ettiği PKK gibi terör örgütlerine hep “yanlışlıkla” silah vermiş, lojistik destek sağlamıştır. Bu münasebet listesini, ya da münasebetsizlikler listesini alabildiğine uzatabiliriz. Suriye’deki faaliyetleri ayrı bir konudur. Soru şu: Kıbrıs’a müdahalemizden sonra bize ambargo koyan, haşhaş ekimini yasaklatan, bize ve Müslümanlara şu ana kadar zerre kadar menfaati dokunmayan, bizim sırtımızdan trilyonlarca dolar kazanan ABD bizim neyimiz olur?
Şu İngiltere’ye ne demeli? Aslında işe ondan başlamak lazımdı. Zira ülkemiz üzerine oynanan oyunların baş senaristi bu ülkedir. Bütün İslam ülkelerinin sınırlarını tayin eden bu ülke olduğu gibi, ülkemizi işgal eden / ettiren de, birinci dünya savaşına girerken 12 milyon kilometrekare olan sınırımızı 750 bin kilometrekareye indirmeye sebep olan da, Kudüs’ü ve Filistin topraklarını Yahudilere veren de, Musul ve Kerkük’ü işgal eden de, “Tek Parti Devri” projesinin mimarı da bu ülkedir. Sözün özü, bütün âlem-i İslâm’da olduğu gibi, ülkemizde de bütün sancıların altında bu dessas parmak vardır. Sahi bu ülke bizim neyimiz olur?
Ya şu 50 küsur senedir kapısını aşındırdığımız Avrupa Birliğine üye ülkelerden birçoğuna ne demeli? Niçin zor günlerimizde zerre kadar desteklerini görmedik? Onlarda üç-beş kişi teröre kurban gittiğinde, bizim başbakan gidip onlara destek verdi. Hatta şanlı bayrağımız yarıya indirildi. Bizde 15 Temmuz gibi tüyler ürpertici hâdise yaşandı. 250’den fazla şehit 1500’den fazla yaralı verildi; onlarda olsa ülkeyi alt-üst edecek onlarca terör hâdisesi meydana geldi, niçin kılları kıpırdamadı. İŞID, PYD, PKK ve her ne karın ağrısı ise düzinelerle terör örgütüne destek veriyorlar, onlara kucak açıyorlar? Sahi bunlar bizim neyimiz olur?
Son olarak ülkemizdeki siyâsî iktidarın anlaşma imzaladığı, “dost olduklarını” belirttiği İsrail bizim neyimiz olur? Öncekileri bir tarafa bırakın, son anlaşma ile ülkemiz sayesinde rüyalarında bile göremeyecekleri maddî imkânlara kavuşacaklar (Filistinlilere ait doğalgazı ülkemiz üzerinden Avrupa’ya ulaştırmak gibi); Mavi Marmara’da yaptıkları katliâmındâvâsının görüldüğü mahkemeden “kâtil” damgası yemekten kurtulacaklar vs… Bu kadar faydalar sağladıkları anlaşmayı imzaladıkları günün gecesinde Gazze’yi bombardıman etmelerine, ondan sonra kudurmuşçasına Filistinli mazlumlara saldırmalarına ne demeli? Sahi bu ülke bizim neyimiz olur? Ülkemiz, tarihî günler geçiriyor. Askerlerimiz, polislerimiz korucularımız ve devletin bütün birimleri, ülkemizi bölüp parçalamak isteyen şer odaklarına karşı cansiperâne bir mücâdele veriyor. Bu vatanın gerçek sahipleri olarak bizler, hem kendimiz, hem çocuklarımız, hem torunlarımız için bu sorgulamayı yapmalıyız: Bunlar bizim neyimiz olur?