Oldum olası, keyfi uygulamaları, şahsa münhasır kararları, bohem davranışları sevmem… Sevmediğim gibi de, fiil sahiplerini banal bulurum.
Size neyi anlatacağım. Durun bir. İletişim Başkanı Fahrettin Altun… Eşine birisi hakaret ediyor. Doğrusu, söz incitici. Hakaret edeni tanımam… Söylediklerini tasvip etmem… Sonuçta, mahkeme açılıyor. Adı geçen adam yargılanıyor.
Buraya kadar her şey normal… Sonrasında, hâkim bir karar veriyor. Bu kararı beğenebiliriz, beğenmeyebiliriz. Hâkim, bizce yanlış karar vermiştir, doğru karar vermiştir. Bütün bunları, evde, sokakta, iç dünyamızda tartışabiliriz, sohbetimizin konusu da yapabiliriz. Ancak… Hâkime dönüp, hem de onun amirleri, sen bunu nasıl yaparsın, böyle nasıl karar verirsin denirse, orada keyfilik başlar. Güç kimdeyse, adaleti de o kendince dağıtmaya başlar ki, Allah etmesin, keşmekeş başlar… Başladığı gibi de hepimizi mutsuz eder.
Hâkim Günay Güner beraat kararı vermiş. Gerekçesine baktım, fiilin kanunda yer almadığına. Kanunda yerinin olmadığını söylemiş… Olabilir. Hoşumuza gitmese de, böyle bir karar çıkmışsa, yapacak bir şey yok… Üst mahkeme var, oraya gidilir, hak aranır… Normal vatandaş ne yapıyorsa, seçkinler de öyle yapmalı değil midir?
İletişim Başkanı, Twitter hesabından, kararı eleştirince HSK, hâkim hakkında müfettiş görevlendirmiş… Bu işlemin anlamı nedir?
Türkçesini söylüyorum, sen neden böyle bir karar verdin? Kararını beğenmeyenler var…
Yapmayın arkadaşlar. Yapmayın efendiler. Dün, eleştirdiğimiz alışkanlıklara, şimdi düşmek neyin nesi? Yukarılara doğru çıkınca, dün söylediklerinizi ne çabuk unuttunuz?
1980 darbesinin mahkemelerini… 28 Şubat, vesayet mahkemelerini ne çabuk unuttuk? Askerler işaret ederdi, onlar karar verirlerdi.
Sayın Cumhurbaşkanı… Kendisine ait olmayan bir şiiri okudu diye, ceza verenler, 28 Şubat’ın mahkemeleri değil miydi? Keyfilik, hukuk diye karşımıza çıkmamış mıydı? Nice insanı, aileyi, bu yaklaşımlar mahvetmemiş miydi?
Dün eleştirdiğimizi bugün kendimiz neden yaparız?
Hâkime soruşturma açmak, kimi hallerde mümkündür… Onlar da kanunla belirlenmiş zaten… Ama kararı beğenmeyip, müfettiş göndermek… Yapmayın. Yanlış efendiler. Velev ki, karar sizin aleyhinize çıkmış olsa dahi… Velev ki, hâkim, hakkınızı yemiş olsa dahi… Velev ki, vicdanımızı kanatmış olsa dahi… Yapmayın, bu yol, yol değil. Bindiğimiz dalı kendi elimizle keseriz ki, hep birlikte Allah etmesin aşağılara düşeriz.
Bu tür alışkanlıkları bırakmak lazım. Öyle bir adalet sistemi oluşmalı ki, dünya, dönüp, gıpta ile bakmalı değil miydi?
Hani, mazlumların, dünyanın örnek alacağı bir sistem, bir nizam. Bir adalet zemini oluşturulacaktı, ne oldu? Ne oldu bize?
Hani, Fatih ile Ermeni ustanın aynı hâkim karşısına çıktığı bir dünya özlemi vardı içimizde… Ne çabuk unuttuk?
Yapmayın efendiler. Etmeyin efendiler. Gün ölümlüdür, zaman geçimlidir… Yarınlara bırakacağımız en büyük miras, adaletli bir dünya değil midir?
Öyleyse, bu çarpık, günübirlik gelgitler, keyfilikler neden? Söyler misiniz?