Bugün ülkemizde yaşananlar, aslında, yüz yıllık bir plânın, bir oyunun, bir senaryonun son sahneleridir. Geliniz, hissiyatı, heyecanı, fevrilîği bir kenara atıp, aklımızı başımıza alarak hep beraber bu oyun üzerinde yoğunlaşalım ve elbirliğiyle bu oyunu bozalım. Konuya hâkim olmak için, olup bitenleri ve oyunun ana temasını bir kere daha hatırlayalım:
Yıl 1915: İngiltere’nin başını çektiği koalisyon güçleri savaş gemileriyle Çanakkale önlerine gelmişlerdi. Hedefleri, Osmanlı Devleti’nin başşehri İstanbul’du. Onların hesabına göre, bir hamlede boğazı geçecek, İstanbul önlerine dayanacak, şehri işgâl edecek, dolayısıyla Osmanlı Devletini tarihten silecek, hilâfet müessesesini ortadan kaldıracak, daha sonra bütün İslâm dünyasını esir alacaklardı. Ama umdukları olmadı. Çanakkale’de 250 bin şehid ve 500 bin gâzi, “birleşmiş kefere gürûhuna” okkalı bir şamar indirdi. “Bu Cennet vatana, bu İslâm mülküne giremezsiniz!” dediler. Ancak kefereler yılmadı. İslâm’ın kin dolu hasmı İngiltere, Müstemlekât Nâzırı Gladstone’nin (Gıladiston) yıllar önce hazırladığı plânı hatırladı: 1. Hilâfet Müessesesi mutlaka ortadan kaldırılmalı 2. Ya Kur’ân ortadan kaldırılmalı, ya da Müslüman gençler Kur’ân’dan soğutulmalı.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Mondros Mütarekesini bahane eden İngiltere ve yandaşları bir kere daha Anadolu’ya geldiler. İstanbul’u, Antep’i, Maraş’ı işgâl ettiler. Yancıları Yunanlıları Ege’ye ve Marmara bölgesine gönderdiler. Bir kere daha okkalı şamar yediler. Kurtuluş Savaşı’nda bir millet, Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Pomağıyla, Zazasıyla, Gürcüsüyle, elhasıl muhtelif ırklardan ama tek milletten, yani “millet-i İbrahim”den, yani İslâmiyet’ten yekvücut bir topluluk olarak işgâlci keferelerin karşısına dikildi ve büyük oyunu bozdu. Ancak onlar yine yılmadı. Bu defa kendilerine yakın bildikleri politikacılar eliyle yapacakların yaptılar. (Tek Parti Devrinde yaşananları hatırlayınız.)
Bir Kızılderili Atasözü var: “Bir nehirde iki balığın kavga ettiğini görürseniz, biliniz ki oradan bir İngiliz geçmiştir” şeklinde. Bu ülkenin, bütün Müslümanların hasmı İngilizlerde oyun çoktu. Bu defa, Türk unsurunu inanç değerlerinden uzaklaştırmaya ve kimliğine yabancılaştırmaya çalışarak, Kürt unsuruna ırkçılık ve kin aşısını vurarak, İslâm’a candan bağlı insanları öz değerlerinden uzaklaştırarak yapacağını yapmaya çalıştı. Bu defa yanına düzinelerle müttefik alıp gelmişti. İşin içinde “Büyük İsrail” rüyası gören Yahudilerle, 22 İslâm ülkesini “BOP”la 122 parçaya bölmeyi hedeflemiş Amerika, vs. vardı…
Yıl: 2015: Âlem-i İslâm’da, mülteci durumuna düşmemiş, yurdu yuvası dağılmamış bir Türkiye kalmıştı. (İran’ı saymıyorum. O hiçbir zaman kâfire kılıç kaldırmamıştır. Devamlı Müslümanlarla kavga etmiştir. Batıyla hep danışıkla dövüş yapmış, her zaman kollanmıştır. Bu da ayrı mevzu. Şimdilik bir kenara koyalım.) Türkiye’yi târumar etmeden, Ortadoğu petrolüne ve diğer yer altı kaynaklarına temelli çöreklenmeleri mümkün değildi. Bunun için Kürt unsurunu devreye koydular.
Yerimiz dar. Şu kadarını söyleyeceğim: Ey Türkler ve Kürtler, Allah rızası için aklınızı başınıza alınız. Kardeşi kardeşe kırdırmalarına fırsat vermeyiniz. Elbirliğiyle bu oyunu bozunuz. Ey Doğudaki Mollalar, Şeyhler, Aşiret liderleri! Kâfirin elini ovuşturarak seyrettiği şu kanlı tabloya son vermek için çalışınız, bu müthiş oyunu bozunuz. Geliniz canımız olan İslâm’a dört elle sarılalım. Kardeş olduğumuz hatırlayalım. Sıkılı yumrukları gevşetip kucaklaşalım. Tıpkı çifte su verilmiş çelik kılıç gibi, tıpkı Zülfikar’ın çifte ağzı gibi omuz omuza verelim, küffârın oyununa gelmeyelim. Bu vatan hepimizin. İslâm’ın düşmanlarının Afganistan’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Yemen’de yaptıklarına bakın. Onların asıl hedefi bu vatan idi. Şimdi yüz yıllık planlarının son sahnelerini çekmek istiyorlar. Allah aşkına, çok sevdiğiniz Resûlullah (asm) aşkına uyanalım, kendimize gelelim. Oyuna gelmeyelim.