Bu vatanın yiğit insanları 18 Mart 1915 zaferiyle düşmanları Anadolu’ya sokmamışlardı. O yiğit insanların yiğit torunları 99 sene sonra 15 Temmuz 2016 zaferiyle bir kere daha bu cennet yurdu düşmanlara, hâinlere teslim etmedi.

Ey bu ülkenin idarecileri, ey ülke idaresinde dahli olan insanlar! Lütfen bu şehid ve gâzi milletin sesine kulak verin! İnanın ülkemizin en tarihî, en kritik günlerini yaşamaktayız. Şimdi yüz yılın muhâsebesini yapma ve yanlışları bir tarafa bırakarak milletin sesine kulak verme zamanı.

Kurtuluş Savaşında bu milletin kahraman evlatları yediden yetmiş yediye nasıl düşmanın karşısında durduysa; Mehmedçiğinden onların başındaki subaylarına, sırtında mermi taşıyan çarşaflı analardan cephane imalatında çalışan eli nasırlı bacılara, mücahitlere su ve yemek taşıyan çocuklardan o yiğitlere erzak temin eden dedelere varıncaya kadar nasıl bir millet yekvücut olduysa, 15 Temmuz gecesi de aynı tablo sergilendi. Genciyle, yaşlısıyla, çocuğuyla hanımlarıyla bir millet işgâlci, câni, gaddar teröristlerin karşısına dikildi. O işgalci câniler, millete ait tankları, uçakları, helikopterleri, silahları çalmışlardı. En korkuncu da bu milletin “kınalı kuzum” diyerek düşmana karşı savaşmak üzere asker ocağına gönderdikleri Mehmedçiği kandırmış, “tatbikata gidiyoruz” diye milletin karşısına dikmişlerdi. İşte bu necip millet bu hâinlere ve onların arkasındaki bilumum dış güçlere karşı çıktı. Göğsünü hâinlerin kurşununa, vücudunu tanklara siper etti. İsimleri bilinen ve bilinmeyen o kahramanlar; yani topyekûn polis teşkilatı, ordunun bir avuç hâinin dışındaki tamamı (Şehit Astsubay Ömer Halisdemir, Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar, Binbaşı Barış Dedebağ ve daha niceleri), hâinlerin silahlarına göğsünü siper eden Safiye bacı, kocasının kamyonu ile en kritik yere halkı taşıyan çarşaflı Şerife Bacı ve daha niceleri… Şehadet şerbetini içenler… Özel Harekât Polisleri, hainlerin bombaları, kurşunları ile şehit olanlar… Son sözleri “Allah!”olan o mübarek şehitler… Lütfen bu gâzi millete ve şehitlere kulak verin!.. O gece herkes; “Ya Allah! Bismillah! Allahu Ekber!” diyordu. İnanın bizzat şâhit oldum, henüz konuşmaya yeni başlayan bebelerden, her yaştaki çocuklar da “Ya Allah! Bismillah! Allahu Ekber!” diyordu. O yiğit gençler en kritik yerlere Mekke’nin fethi esnasında o yiğit Sahabelerin söylediklerini tekrarlayarak gidiyorlardı. Yani; “Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! / Allahu Ekber kebirâ! Velhamdülillahikesira!/ Lâ ilâhe illallah! Muhammedü’r-resûlullah!” diyorlardı.

Kurtuluş Savaşı esnasında da böyle olmuştu. TBMM tekbirlerle, duâlarla açılmıştı. Mehmedcik cephede devamlı Lafzatullahı terennüm etmişti. Sonraları araya Tek Parti-Tek Şef devri girdi. “Arap fakir, kurban mâfiş!” denildi.

Yağma yok! Bir daha bu necip ve kahraman milletin hissiyatı göz ardı edilmesin. Şarkılarla, oyunlarla o mânevî hava sulandırılmasın! Lütfen, istirham ediyorum “Demokrasi şehidi” denilmesin. Şehitlik, dünyanın ve ahiretin Sâhibi Allah’ın verdiği en yüce makam. Demokrasi ise Eflatun, Sokrat, Aristo gibi Yunanlı felsefecilerin îcadı bir sistem. Şapla şeker birbirine karıştırılmasın. O şehitlerin ruhları rencide edilmesin.

Bu millet artık eğitim modelinin de, dış politikaların da, sistemin de sorgulanmasını istiyor. Bu kadar hâin nasıl yetişti? Bu hâinlere destek veren dış güçler bizim dostumuz ve müttefikimiz olabilir mi? Tarihimiz boyunca ABD’den zerre kadar menfaat gördük mü? O halde İncirlikteki üs dahil koynumuzda niçin yılan besliyoruz?..

Bu milletin ve bu vatanın dostu Allah’tır. Allah’ın ve Allah’a inananların düşmanları bizim dostumuz olamaz. Lütfen bu milletin sesine kulak verin! Artık herkes tarafını net olarak belli etsin. Unutmayın: “Lâ ğâlibe İllallah” Allah bizim dostumuz olduktan sonra, evelAllah bütün düşmanlarımızı mağlup ederiz. Bundan sonra onlar bizden korksun!..