SON iki senedir hükümet ve bir grup arasında devam eden
iç mücadele, 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ile birlikte, dershaneler
bahane edilerek açığa çıktı. O günden beri kılıçlar çekildi, birbirine karşı
güç gösterisi başladı. Söylenen sözler ve uygulamalara bakılırsa sanki
birbirlerini bitirmeye karar vermiş görünüyorlar.
Taraflar, AKP nin kurulmasından itibaren tam 12 sene
birlikte hareket ettiler. Adeta, Yedikleri, içtikleri ayrı gitmiyor görüntüsü
verdiler. Sayın Başbakan, ilk operasyon sonrası Ne istediniz de vermedik
diyerek beraberliğin derecesini ortaya koydu. Şimdi biz, sorumluluğunu hisseden
insanlar olarak Türkiye yi 17 Aralık a birlikte getirdiler, birbirlerini
yesinler, ne halleri varsa görsünler diyemeyiz. Çünkü büyük kitleler her iki
tarafa da ümit bağlamıştı. Kimsenin o insanların hayata ve yöneticilere küserek
ümitsizlik girdabına sürüklenmesine razı olmamalıdır.
Çünkü bu ülke bizim. 75 milyonuyla hepsi bizim insanımız.
Hepimiz onların arasından çıktık ve o insanlarla kader birliği yaptık. Hepsine
karşı sorumluluğumuz var. Kavganın uzayıp gitmesi hem tarafların, hem de
Türkiye nin yararına değil. Karşısındakine hayat hakkı tanımayan bir üslupla
gerçekleşen bu kavga mutlaka sona erdirilmeli.
Her iki taraf da dinî referansları kullanarak bugünlere
geldi. Asıl büyüklük, sıkıntılı günlerde, hatta haklı iken kavgayı sona
erdirebilmekte. Bilin ki, Türkiye yi parçalamak isteyenler pusuda bekliyor.
Ülkesini seven hiçbir insan göz göre göre Türkiye nin tehlikeli bir mecraya
sürüklenmesine razı olamaz.
Allah kendisinden razı olsun. Diyanet İşleri Başkanımız
kavga halindeki tarafları uyardı: Gençlerin, eğer din buysa biz yokuz,
demelerinden endişe ediyorum. Din üzerinden anlamsız, beyhude tartışmalar
grupların görüşlerinin İslâm olarak algılanmasına yol açıyor. (7. 1. 2014)
Yine, Sayın Görmez, Ritim bozukluğu ve eksen kaymasının yaşandığı ndan söz
ederek bunun meydana getireceği kötü sonuçları hatırlatıyor: İstismara dayalı
dinî yapılar, dine karşı bir din var ederler. (20. 1.2014)
Hükümet İcraatıyla Konuşur
Hele, Başbakan ın bu derece sert, keskin ve itham edici
üslubuna ne demeli Devlet adamı itidalli, sakin, yatıştırıcı ve birleştirirci
olur. En bilgelik gerektiren ortamlarda bile bağırıp çağırmak hiç de ülkenin
yararına değil. Devletin bütün kurum ve imkânları Hükümet in elindedir. Bu
yetkiyi elinde bulunduran kişi muhalefet partisi üslubuyla konuşamaz; onun
elinde bulundurduğu makam icraatıyla konuşmayı gerektirir.
Her iki taraf da birbirinin yüzlerine bakamayacak kadar
ağır sözler etmekten çekinmediler. Hatta insan Daha söylenecek ne kaldı ,
diye düşünmeden edemiyor.
Başbakan ın karşı tarafa yaptığı ithamlara bakın: Hain,
örgüt, çete, paralel devlet yapısı, Haşhaşîler, sahtekâr hoca Devletin bütün
yetki ve kurumlarını elinde tutan bir insandan beklenen bunları söylemek
değildir. Türkiye de orman kanunu yok ki Hukukun üstünlüğü ve kanun hâkimiyeti
var. Mekânizmayı işletirsin, kim yanlış yapıyor ve Türkiye ye zarar veriyorsa
yaptığının karşılığını bulur, hiçbir suç da karşılıksız kalmaz. Ama sen, hem savcı,
hem hâkim rolü oynayamazsın.
Operasyon sonrası yüzlerce yargı, emniyet ve diğer
kurumlardaki kadroların görevlerinden alınması veya yerlerinin değiştirilmesi
oldukça düşündürücü. Bu kişilere siz görev vermediniz mi Paralel yapı bir
gecede mi oluştu Bu yapı oluşurken siz neredeydiniz Telâşa kapılma görüntüsü
veren icraatlar, Yoksa deliller mi karatılıyor sorusunu akla getiriyor.
Hükümet sözcüsü Bülent Arınç ın, Aldandık, ne kadar
safmışız ifadeleri yakayı ele verir nitelikte. Bu açıklama Türkiye yi
aldatılanlar ve saflar (herhalde gaflet anlamında kullanıyor) mı yönetiyor
düşüncesini ortaya çıkarıyor. İcraat görevini yerine getirmek için illâ da
karşı tarafla kötü olmak mı lâzım.
Kavga Türkiye nin Zararına
Tarafların ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı üslûbu
Türkiye ye zarar veriyor. Dikkat ediyor musunuz 17 Aralık Operasyonu sonrası
TBMM de neredeyse kavgasız bir oturum yapılamaz oldu. Bir partinin seçim
bürosunda bir fotomuhabiri öldürüldü. Meclis içi siyasî partiler durmadan
gerilim üretiyor.
Unutmayın ki, kışkırtıcı, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı
üslûp kahvedeki insanlara, otobüsteki yolculara, okuldaki öğrencilere kadar
herkesi etkisi altına alıyor.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı İlyas Tongüç,
kavga ve küfürle bir yere varılamayacağını ifade ederek üslûp konusunda
siyasîleri uyarıyor: Siyasîler cepheleşme dilini kullanıyor. Bu, fevkalâde
tehlikelidir. Gençlerin saldırganlığına sebebiyet verir, tahmin edemeyeceğimiz
yaralar açar, vatandaşı birbirine düşürür. (27. 1. 2014)
Uzman Psikiyatrist Ayhan Akcan da Halk siyasîlerden
projeler beklerken, onlar hesaplaşma ve saldırganlık dili kullanıyorlar
eleştirisini yapıyor. (27. 1. 2014)
Stratejistler; Filistin, Afganistan, Irak, Libya, Suriye,
Mısır dan sonra küresel emperyalizmin hedefinin İran ve Türkiye olduğu
konusunda birleşiyorlar. Bu gerçek, 25. 1. 2014 günü İran da yapılan 27.
Uluslararası İslam Birliği Konferansı nda da ortak görüş olarak benimsendi.
Türkiye güçlü olmak zorunda. İç mücadele ile ülkeyi yıpratma lüksümüz yok. Biz
bu ülkeyi sokakta bulmadık. Şehitlerimizden emanet aldık. Bir avuç menfaat
düşkünü insanın hırslarına kurban edilemez.
Ey Hükümet, söz konusu grup ve siyasîler! Halk kavga ve
kutuplaşma istemediğine göre siz bu mücadeleyi kimin adına yapıyorsunuz
Ülkemizin selâmeti şahısların önündedir. Türkiye sevdalıları ülkeyi tehlikeye
sokmak isteyen menfaatperestlere yüz vermezse kavganın kendiliğinden sona
ereceğini düşünüyorum.