İçinde bulunduğumuz ortamda, zaman zaman yapayalnız

kaldığımız duygusuna kapılmıyor değiliz. Bir anaforun içindeyiz. İnsanları,

bunu daha çok okumuş yazmış, eli kalem tutanlar, düşüneler bağlamında ele

alıyorum durumu. Nasıl bir savrulma içinde olduklarını görünce dehşete

kapılıyoruz. Bazen bir konuyu gündeme getirirken en bildik ve tanıdıklarla bile

çekinerek konuşuyoruz. Mümkün oldukça bir sohbete girmemeye özen gösteriyoruz.

Son gelişmeler üzerine konu açıldığında dostlarınız ve bildik tanıdık

kimselerle apayrı bir yerde olduğunuzu fark ediyorsunuz.

Müslümanları kuşatan karabasan, insanların tek açılı

bakışları, içinde bulunulan coşkunun göz kamaşmasıyla bakılması ürkütücü.

Emperyalizm ağını örüyor. Dört bir yandan kuşatılan Müslümanlar hem zulme

uğruyor, hem de onlar açısından her şey bir ayak değiştirme yöntemiyle yolunda

gidiyor.

Almanya da Müslüman düşmanlığı giderek tırmanıyor.

Mynamar da okullar ve evler kundaklanıyor. Suriye de hemen her gün onlarca

insan ölüyor. Pakistan da ve Irak ta camiler kundaklanıyor. Afganistan tam bir

ateş hattı. Mısır gerilim ateşinde kaynıyor. Arap-Amerikan Baharı başladığından

ve kimi ülkelerde krallar gittiği hâlde görünürde olumlu anlamda hiçbir

değişikliğin olmadığı ortada. Sadece Bin Ali, Kaddafi, Hüsnü Mübarek denen

krallar gitti. Mısır ı ayrı tutarsak diğerlerinde eskiden farklı olan ne

Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde

ayaklanmalar bastırıldı. Emperyaller oraya dolaylı müdahalede bulundular,

krallar lehine ortalık duruldu. Suriye kazanı kaynıyor.

Rol gereği özründen sonra İsrail in tutumunda değişen

hiçbir şey yok. Gene Gazze yi bombaladı, gene Suriye ye müdahale etti, gene

bildiklerinden vazgeçmiyor. Türkiye uzun süredir askıya aldığı ilişkileri

yeniden düzenliyor. Baskılara dayanamadı, bu bir gerçek. Ne ki, İsrail in özrü

o kadar büyük bir başarı olarak gösteriliyor ki, sanki her şey Türkiye nin

istediği ve dilediği gibi olacakmış duygusu uyandırılıyor.

Abede, sadece kuklalarını değiştiriyor, yöntem değişiyor.

Böyle olunca da sanki Abede dize gelmiş, sanki İsrail dize gelmiş gibi

gösteriliyor.

İslâm bilincine yönelmiş olan kitleler

muhafazakârlaştırıldı, giderek kendi özünden uzaklaşıyor. Müslümanlar da

aralarında bölümlendi. Burjuvalar, orta sınıf, iktidar çevresinde büyük çıkar

devşirenler, iktidar ile çocuklarını bir işe yerleştirme, biraz olsun bazı

şeylerden yararlanma gibi basit duygular etrafında koşturuluyor. Müslümanlar

giderek özlerini yitirdiler. Medya kuşatması altında sağlıklı düşünme olanağından

da yoksunlaştı. Bir yanıyla iktidar baskısı, bir yanıyla muhalefetin

hırçınlaşması, kavgacı tutumu gerilimi tırmandırıyor.

Bu ortamda nasıl sağlıklı düşünülebilinir, nasıl sağlıklı

bir sonuca varılır

Kapkaranlık bir ortam.

Suriye de âlim Ramazan el-Buti camide ders verirken

çocuklarla birlikte öldürüldü. Ölümüne sevinenler oldu. Gerekçeleri Beşar Esad

ile olan yakınlığı. Cami içinde, çocuklarla, ders verirken kim tarafından kimin

silâhlarıyla öldürüldüğünün üzerinde asla durulmuyor. Oh olsun deniliyor. Suriye de

emperyallerin silâhlarıyla öldürülen taraflardan biri için acımasız

davranıldığında bundan memnuniyet duyuluyor.

Patriot füzeleri, NATO üsleri, evlerimizin içine kadar

gözetleyen radarlar ile kuşatılmış bulunuyoruz. Bunlara sıradan olaylar olarak

bakılıyor.

Müslümanların bir kanadı olan Şia; Abede den, İsrail den,

Yahudilerden çok daha tehlikeli olarak görülüyor. Türkiye de Türk ile Kürt

geriliminin tam bir benzeri. Taraflar birbirlerine öylesine düşman kesilmişler

ki, bir arada bulunma şansları ortadan kaldırıldı uzun yıllar. Bu, kimin aklına

gelebilirdi ki.

Şia-Sünni geriliminin sonu nereye varır, merak konusu. Bu

gidişle Türkiyeli muhafazakâr Müslümanlar her an savaşmaya hazır hâle gelmiş

durumda. Nasıl ki kavmiyetçi Türkler ile Kürtler birbirlerini boğacak kadar

gerilimlilerse öyle. Yazık oluyor. Bu insanlar nasıl ayılacak, yeniden

dirilecek