Ne değişti de (yani hakkımızda olumlu not vermenin dışında), kerameti kendinden menkul kredi derecelendirme kuruluşlarından birisinin "not artırımı" kararını "lig atlamak", "sınıf atlamak" olarak değerlendirip, ekonomik başarı hikayeleri anlatmaya başladık kendimize. Daha düne kadar "güvenilmez" olan, "gerekirse seni tanımıyorum" dediğimiz bu abartılan kuruluşların subjektif yargıları neden bu kadar önemli oldu bizim için Şimdi bu kuruluşlara güvenmemizin sebebi nedir Tutarlı olmak konusunda neden bu kadar zorlanıyoruz
Not artırımı kararı veren ve geçen sene olumsuz bir açıklama yapınca "Fitch, Fitchliğini yaptı" ifadelerine muhatap olan bu kuruluş, geçen yıl, cari açığın düşürülmesindeki güçlüğe, düşük tasarruf düzeyine ve enflasyonda hedeften sapmaya dikkat çekmiş ve görünümü pozitiften durağana indirmişti. Enflasyondan sapma bu sene yüzde 40ı aştı ama Fitch de notu arttırdı. Cari açığı kontrol altına alabilmek adına hızla yavaşlayan ve "sert düşüş" yaşayan Türkiye, bu yıl dünyanın en hızlı yavaşlayan 9. ekonomisi oldu. Dolayısıyla cari açıktaki kısa vadeli düşüşü de bir başarı olarak görmek zor normal şartlarda. Ancak pek sayın Fitch, bunda da bir mahsur görmeyerek notu arttırdı. Geçen sene "Fitchlik yaptı" diyenler "Söylediğimize geldiler" diye böbürlenseler de, bahsi geçen kuruluşun elle tutulur yanı yok aslında. Sözümona "olumlu" not açıklayınca her şey hallolacak sanki. Geçen seneki "olumsuz" kararının gerekçesi, bu sene devam ettiği halde tersi karar verebilen kerameti kendinden menkul kuruluşlar bunlar. Yani, mesele Türkiye lehine veya aleyhine karar vermeleri değil; bu kuruluşları gereğinden fazla abartıp ağızlarının içine bakmamız.
Fitchin kararının doğruluğu veya yanlışlığı aslında çok da önemli olmadığı gibi bu kuruluşlar da tamamıyla "sahibinin sesi" kuruluşlar zaten. Uluslararası kolay kazanç peşinde koşan spekülatif, paradan ve faizden para kazanan sermaye hareketlerine yön tayin etme vazifesindeki bu kuruluşların verdikleri kararlar, bir bakıma siyasi işaretler de barındırıyor. Öyle veya böyle, bu kuruluşların "çaktıkları işaret fişekleri", aslında muhatap ülkenin mali açısından desteklenip desteklenmeyeceği gibi bir sonucu da beraberinde getirmiyor değil. Dünyada paranın bol olduğu yıllarda "düşük kur-yüksek faiz"den beslenen Türkiye, "el parası" ile büyüdü ve borcuna borç kattı. Ancak bunun toplumdaki algısı "büyüyen Türkiye" oldu. Halbuki kısa vadede olumlu gözükenler, orta ve uzun vadede sorunların yine birikmesine sebep olabilir.
3 temel açığını (bütçe açığı, cari açık, tasarruf açığı) kapatma yolunda ciddi anlamda hiçbir adım atmayan, yalnızca pansuman ve göz boyayan tedbirlerle günü kurtaran siyasi iktidar, "serseri mayın" misali dolanan sıcak parayı çekerek kısa vadede açıkları kapatma yolunu tutabilir. Yaklaşan seçimlerden önce sağlanacak olan yüksek ama sağlıksız bir büyümenin rüzgarı ile de gayet sağlam bir popülizm yapabilir. Ancak sıcak paranın, girdiği hiçbir ülkeye hayır getirmediği de göz önünde tutulmalı.
"Kredi notumuz arttı, yatırım yağacak, dünyanın parlayan yıldızı olacağız, borsa coşacak" dışında bir şeyler duymak mümkün değil şu günlerde. Her siyasi iktidarla aralarını iyi tutmaya çalışan iş dünyası ve borsa spekülatörleri dışında kaç kişiyi ilgilendiriyor bu durum Memleketin gerçek ekonomik tablosunu, sokaktaki adamın gündemini mi istiyorsunuz Alın, buyurun! Ziraat Bankasının lise ve iki yılık yüksek okul mezunlarını alacağı sınava başvurular rekor düzeye ulaşmış. 3265 kişinin alınacağı sınava başvuranların sayısı yaklaşık olarak 500 bin kişiyi bulurken, Ziraat Bankası "spekülasyon olur" diye başvuranların net sayısını vermek istememiş. Fazla söze gerek var mı
Borsa coşsun, iş dünyasının kalantorları gevrek gevrek sırıtıp iktidarı pohpohlasın, paradan para kazananlar âbâd olsun yeter, değil mi Çalışanla, üretenle, emek harcayanla bağımızı neoliberal ekonomik politikaları kendimize kutup yıldızı eyledikten sonra tamamen kaybettik zaten.