"Boğuluyoruz!" ifadesini iki sevdiğim dostumdan iki gün üst üste duydum. Toplumun uzun bir zamandır, bir bunalımda olduğu, soluk bile alamadığı, fakat nedendir bilmem bir türlü bunu dışa vuramadığını bu ifadelerde gözlemledim. Biz zaten olayların farkındayız. Hayatta hiçbir zaman "karamsar" olmadım. Karamsarlık ruhuma aykırı. Fakat toplumun yaşadığı durumu görmezlikten de gelemeyiz. Toplum bir çaresizlik içindeymiş de farkında değilmişiz, diyemeyiz. Elbette ki farkındayız. İdeolojik keskinleşmeler değil bunlar. Çıkar keskinleşmeleridir. Aynı yöne bakan ve aynı yönde medet umanların çıkar kavgası. Bir milleti asıl değerlerine yönlendirme adına hiçbir şey yapılmıyor. Bilakis uzaklaştırılıyor.

"Boğuluyoruz!" ifadesini dile getiren iki sevgili dostum; biri öykü yazarı, biri bir bilge ağabey. Halkın içinde bu tip insanlar çok azdır. Hadi sabrınızı taşırmayayım "Mümin" ağabeyden söz ediyorum. Onunla ortak dostlarımız ve dostluklarımız var.  Mümin ağabeyin sözlerine, düşüncelerine, keskin bakışına, eleştirilerine, acımasız vuruşlarına hayran olduğum biri. Bana uygun gördüğü sıfat "Haydar Hoca." Öyle ki, yeri zamanı geldiğinde lafı esirgemez, taşı gediğine oturtur. Kimi yazılarımızı över, kimini yerden yere çalar, böyle biri. Onun ifadeleri, sert çıkışları insanı hiç rahatsız etmez, bilakis ondan ders çıkarmamız gerektiğini biliyorum. Bu gibi insanların hakiki dostu çok azdır. Dobra insanlar bu zamanda çok sevilmezler, bilirim. Dostun hakikisi, hakikati ifade edendir.

Batı düşüncesinde, geleneğinde geçmiş zamanda, Krallara hiçbir şey söylenemediğinden "Kral çıplak!" vurgusu önemli bir darbımesele dönüşmüştür. Bu batıyı imleyen bir durum.

Bizim kültür tarihimizde sultanlara, padişahlara çok rahatlıkla ifadede bulunulur. Halk ile yöneticiler arasında bir perde yoktur. Despotizm de bir perdedir. Zulüm bir perdedir.

Sultan Alparslan Dicle nehri kıyısında otağını kurduğunda, bir köylünün bostanına girip kavun çalan askerleri Sultana şikâyete geldiğinde: "Sultan nerede " Çadırını gösteriyorlar. Hışımla içeri giriyor. "Sen ne biçim sultansın. Askerlerine sahip çıkmıyorsun. Benim bostanıma girmiş kavun çalmışlar!" Sultan kavun çalan ekserleri çağırtır, onlar firar etmişlerdir. Bunun üzerine. Komutanlarını çağırtır. Hesabını sorar. "Neden askerlerine sahip çıkmadın Adamlarını bul getir!" der. "Firar ettiklerini" söyler. O zaman o komutanı köylünün hizmetine verir. Onu böyle cezalandırır. Osmanlı Sultanları Cuma selamlıklarına, halkın arasına münadiler yerleştirir. Onlar: "Gururlanma padişahım senden büyük Allah var" dedirtir. Halk avazı çıktığı kadar, bir ağızdan bunu yinelerler. Bu iç denetim bir toplumun ruhunu yansıtır.

İnsanlar, günümüzde çok sahipsiz bir durumdayız. İnsan sahipsiz. Bir avuç yönetici, dünyayı sadece kendi çevresinden oluştuğunu sanır. Refah içinde, varlık içinde yaşayan bu insanlar aç olanın, sefil olanın halinden anlamaz. Yapı, öyle kurgulanmış ki, kendi aynasında hayatı değerlendirdiğinde, gerçekleri görmesi zorlaşır.

Bu iki sevgili dostum bu milletin tercümanıdırlar. Günümüz krallarına "Kral çıplak" demek de kâr etmiyor. Çünkü kral onu duymak bile istemiyor. İdeolojik ve tavırlı bile olsa halkın sesine kulak vermek gerekiyor.

Halkın bunalımı çok yönlüdür. Kumpasların, cenderelerin içinde kıvranıp durmaktadır.

İnsan olarak bir kuşatmanın altındayız.

Ekonomik olarak boğuluyoruz, manevi yönden boğuluyoruz, ilgisizlikten, sevgisizlikten, ihmalden, vefasızlıktan, dostluksuzluktan, samimiyetsizlikten, terörden, ihanetten boğuluyoruz. İnsanımız sahipsiz, başsız, güçsüz, kudretsiz ve yalnız.

Ölüm kadar ağır bir hava var. Fakat insanlar bunu dile getiremiyorlar. Sabırla bekliyorlar. Bir şey olacakmış duygusu içindedirler. Güvendiklerinin onları yanıltmamış olduklarını düşünüyorlar hâlâ. Bir ışık bekliyorlar.

Bu ışık bu millette var. Yanıltılmasa, çizgisini kırmasa, yolunu değiştirmese var. Umut da var, heyecan da. Yeter ki, sadık olduklarına sadakatle bağlansın. Yanılsamalardan kurtulsun. Hakiki ve öz yolunu bulsun.

Mümin feraset sahibidir. Feraseti onu yoluna götürür. Yeter ki yolunu yitirmesin, şaşırmasın.

Ey milletim bu da geçer. Bu da geçer ya Hu! Bu da bir duadır.