“Safa Bey”, bizim arabanın adı. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bineklerine, özel eşyalarına isim kormuş. Kılıcına Zülfikar, ok ve yayına Zessedat; bindiği develerine Adba, Kasva; atlarına Düldül, Fidde demesi gibi. Biz de bu sünnete uyarak arabamıza Safa Bey adını koyduk. At ve silahın bizim kültürümüzde ayrı bir yeri var. Eskiden at cihat vasıtasıymış. Bu bakımdan at beslemek ayet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle teşvik edilmiştir. Enfâl Suresi’nin 60. ayetine mealen bakalım: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlayıp beslenen atlar hazırlayın, çünkü onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”

İşte bu teşvikler sebebiyle bizim insanımız atlarla dost olmuş, arkadaş olmuş. Biz de Safa Bey’le dost olduk. Onu 15 yıl önce 5 yaşındayken almıştım. Bu hesaba göre şimdi 20 yaşında. Onu alırken ileri sürdüğüm kıstaslara uyduğu için hiç tereddüt etmeden aldım. İki temel ölçüm vardı: 1) Satan, eli dar olduğundan dolayı satmış olmayacaktı. Zira atalarımız, “ağlayanın malı gülene hayretmez” demişlerdi. Arabanın sahibi, bir kuyumcuydu ve 4x4 almak için satıyordu. Âlâ… Bu şart tamamdı. 2) Arabanın imalatçısı devlet, Müslümanlarla savaşmamış olacaktı. Araba ile her gün yüz yüze bakacaktık. Yurdumu işgal eden, İslâm yurtlarını işgal edip talan eden bir ülkenin ürünü olsa, onu her gördükçe o hâdiseleri hatırlayacaktım. Galericinin tavsiye ettiği o araba Japon yapımı idi. Bu şart da uymuştu. Japonlar, hidayetleri için devamlı dua ettiğim milletlerden biri idi.

Neyse Safa Bey’i aldık, ama bir müddet sonra terör hâdiseleri patlak verdi ve birileri kafayı bizim arabanın plakasına takıverdi. “34 ROJ 04”. Bizim gariban arabanın tekeri tam dört defa bıçakla kesildi. Tamiri mümkün değildi, değiştirmek zorunda kaldık. Plakadan “gıcık” alan olduğu gibi, sevenler de vardı. Tam üç defa cama kartvizit bırakılmıştı. “Satarsanız alırız” diye. Bir defa da Merter’den eve dönerken peşime bir araba takıldı. Kale Center’in oradaki kırmızı ışıkta durunca el frenini çekip arabadan indim, tam arkamdaki arabanın şoförüne, “Derdin ne senin!” dedim. Sakalıma bakıp, “Hacı abi, arabanın plakasına hastayım, satarsan alırım. Ne kadar istersen veririm!” dedi. “Yok kardeşim satılık değil” dedim. Memleketimize dönüş yaptığımızda arabanın muayenesini yaptırmak istedim. Bana, “Burada yaptıramazsınız! En yakın yer Sivas, orada yaptırmanız lazım” denildi. Haydi!.. Peki, başka çaresi yok mu? “Var. Muayene günü geçip ceza yediğiniz takdirde burada yaptırabilirsiniz!” Yahu öyle saçma şey mi olur? Oradaki bir trafik polisine bu durumu sordum. “Evet, doğru, istersen hemen ceza yazayım!” dedi. “Sağ olun, daha bir ay günü var” dedim. Bir tanıdığın akıl vermesiyle şöyle yaptık: Plakayı değiştirmeye karar verdik. Ancak elde kalan plakalar da çok tuhaftı. Görevli memurdan istirham ettim,  istediğimiz harfleri söyledim. “Biraz bekle!” dedi. Yarım saat sonra, “Şu plaka olur mu?” dedi. Tam da istediğim gibiydi. “Olur!” dedim. Meğer Şırnaklı bir kamyoncu Gaziantep’ten kamyon almış. Plakayı Şırnak olarak değiştirince 27 plaka o anda boşta kalmış. O da bize kısmet oldu.

Safa Bey’le hayli yolculuğumuz oldu. Uzun yola çıkarken âdetimizdir: Salâvat-ı Şerife okuruz (41 defa), 500 “Hasbunallahu ve ni’me’l vekil”, 100 “Lâ ilâhe illallah” ve 100’üncüde “Muhammedü’rresûlullah…” Safa Bey, bütün bu evrad ve ezkârı dinler. Dedik ya kendisiyle “arkadaş gibi” olduk. Gel görelim, son zamanlarda bizim Safâ Bey’e bir haller oldu. Aklımdan geçenleri hissetmiş olacak ki, bana melül melül bakıyor. Tıpkı kurbanlık koyunlar gibi… “Yapma gözünü seveyim!” der gibi… İyi de daha dün gibi gelen zamanda 50 liralık benzinle 150 km. gidiyordum. Bu mesafe önce 100’e, sonradan 80 km’ye düştü. Hele bir depo benzine 265 TL ödeyince (depoda bir miktar da benzin vardı), Safa Bey’e karşı hissiyatım “kurbanlık koyuna” duyulan hissiyata benzedi. Bütün bu pahalılığın müsebbibi olan “dış güçler”le başa çıkamayacağım için, kendi çapımda “ekonomik tedbirimi” alacaktım. Ya öyle yapacağım, ya da anahtarı torunuma verip, “Al sana robot araba! Oyna!” diyeceğim. Litresi 7 TL’den benzin almaya alışamadım ağa!..