Bu kâinatın Mâliki, Yaratıcısı, Sultanlar Sultanı olan
Allahu Azimüşşân ın, Tekvinî Kânunları mükemmel olduğu gibi, Teklifi
Kânunları da mükemmeldir.
Gökyüzüne bakınız, yeryüzüne bakınız; dağlara, denizlere,
denizlerin içine; güneşin, ayın, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin
hareketine; insana, bitkilere, havanlara, zerrelerin hareketine, hücrelerin
faaliyetine, alyuvarların, akyuvarların çalışmasına bakınız. Rabbimizin
kânunları çerçevesinde nasıl muntazam, mükemmel, âhenkle çalıştıklarını
göreceksiniz.
Rabbimiz (cc) bu
Tekvinî kanunların mükemmelliğini ders vermek için Kur ân-ı Azimüşşân da
bakınız meâlen ne buyuruyor: Onlar üstlerindeki semâya bakmazlar mı ki: Biz
onu ne keyfiyette, ne kadar muntazam, muhteşem bir sûrette binâ etmişiz. Hem
görmüyorlar mı ki; nasıl yıldızlarla, Ay ve Güneş ile tezyin etmişiz, hiçbir kusûr
ve noksâniyyet bırakmamışız. (Kaf Sûresi / 6)
O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Çok
merhametli olan Allah ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü
çevir bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun
(Aksaklık görebilmek için bir değil) iki defa gözünü
çevirip bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana
dönecektir. (Mülk Sûresi / 3, 4)
Allah ın İrade sıfatından gelen Tekvinî kanunları gibi
Kelâm sıfatından gelen ve beşerin ef âl, akvâl ve ahvâlini nizam ve intizam
altına alan Kur ân-ı Azimüşşân da mükemmel bir kitâb olup içinde ve ahkâmında
hiçbir eğrilik, tezât, hâşâ hakikata muhâlif hiçbir lâfız ve ma nâ yoktur. Bu
kâinatta tekvinen nasıl bir eğri-büğrü yoksa, teklifen dahi bütün semâvî
kitaplarda eğri-büğrü yoktur.
Bizim ay-yıldızlı bayrağımız, hem tekvinî kanunları,
hem de teklifî kanunları hatırlatan objelerle donatılmıştır. Hilal biçimindeki
Ay ile yıldız, Rabbü l Âlemîn in Tekvinî kanunlarına işaret eder. Kırmızı zemin
ise şühedânın kanına işaret eder ki, o da cihadı, yani teklifî kanunu
hatırlatır. Bayrağımızın doğuş hikâyesini hatırlayalım: Askerlerimiz çetin bir
savaşı da zaferle neticelendirmiştir. Ancak bu savaşta çok şehit verilmiş,
şehitlerin mübarek kanları bir yerde göllenmiştir. Akşam vakti, gökyüzündeki
hilal biçimindeki ay ile o hilalin uçlarına yakın yerde duran yıldız bu şühedâ
kanının meydana getirdiği göle aksetmiştir. Bu muhteşem tablo o ana şâhit olan
kumandanlara ilham vermiş ve o andan itibaren kırmızı zemin üzerindeki beyaz hilal
ve yıldız bayrağımız olmuştur. Sancaklarımız ise yine aynı kalmıştır. Askerî
müzeye giderseniz görürsünüz. Osmanlı devrinde zaferden zafere koşmuş o
sancakların üzerinde başta Fetih Sûresinin ilk âyetleri olmak üzere âyet-i
kerimeler, Kelime-i Tevhid vardır.
Hilal, asırlar boyunca İslâm ın sembolü olmuştur. Asırlar
boyu devam eden iman-küfür mücâdelesinin bir adına da Hilal-Sâlip Mücâdelesi
denilmiştir.
Ay, memûr-u İlâhîdir. Vazifesini aksatmadan yapan bir
memur Ay, Cenab-ı Hakk ın vaz etmiş olduğu tekvinî kanunlar çerçevesinde
hareket eder. O İlâhî kanun sayesindedir ki, annelerin karınlarındaki bebekler
yerinde sâbit durur. Ayın çekim gücü ile cisim gelişir, büyür. Bütün büyümeler
gece olur. Allah ın vermiş olduğu çekim gücü ile bitki, ağaç, hayvan, insan
hücreleri çekilir ve araya yeni hücreler girer. Böylelikle büyüme gerçekleşir.
Ay, hem gece lambamız, hem takvimcimizdir.
Yıldızlar ise, gökyüzünün süsü, meleklerin ve rûhânilerin
seyyar mescidi dir. Gök âleminde bir karışlık boşluk yoktur. Her taraf Allahu
Azimüşşân ın bu mutî memurlarıyla doludur. İşte yıldız bize bunu hatırlatır.
Şühedâ o mübarek kanını, çok sevdiği Rabbinin ismini yüceltmek için dökmüştür.
Allahu Teâlâ nın lutf u ihsanını görerek, yeryüzüne gelip tekrar tekrar şehâdet
şerbetini içmek ister. Bütün bu güzellikleri hatırlatan bizim bayrağımız
güzeldir arkadaş