Teknolojinin ve hızın baş tacı olduğu bir çağdayız. Hızlı
yaşıyor ve daha bir hızla yaşlanıyoruz sanki. Özellikle bitmek bilmeyen işlerin
çokluğu yüzünden zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varamıyor insan.
Teknolojinin avuç içi kadar olması hatta daha da ufalması insanların kendine
ayırdıkları vakitleri de alır oldu kendilerinden. Neredeyse herkesin başı önüne
eğik! Yok, yok, mahcubiyetten değil elindeki teknolojik aletle ilgilenmekten
dolayı! Sürekli parmaklar çalışmakta. Ya bir şeyler yazmakta ya da sosyal
medyadaki sayfaları incelemek için hareketlenmekte. İnsan kendisinin ne âlemde
olduğunun farkına varamıyor kaldı ki çevresinden haberdar olsun. Tabi çevreden
kastımız sosyal medya çevresi değil yaşadığımız yer, dünya.
Olan bitene tepkisiz kalan, insanlığın nereye gittiğinden
bihaber olan bir topluma döndük. Oysa çevremizdeki ateş çemberi gittikçe
evimize yaklaşmakta! Bizim ise dünya umurumuzda değil. Varsa yoksa sosyal
medyamız.
Toplum olarak beşeri münasebetlerimiz giderek daralmakta.
İnsanlar çekirdek aile olduktan sonra zaten birbirleriyle asgari düzeyde
ilgileniyorlardı. Şimdi ise çekirdek aileden giderek bireyselliğe doğru
kaymakta toplum! Artık bir arada bulunmak bile neredeyse mümkün olmayacak.
Herkes kendi dünyasında ve yalnızlığın kalabalıklığı (!) içerisinde. Elindeki
teknolojik aletle sanal bir dünyada mutlu olduğunu düşünürken kafasını azıcık
yukarı kaldırdığında gözlerindeki o korkunç yalnızlığı, umarsızlığı
görebiliyorsunuz.
Hızlı yaşıyoruz dedik! Evet, öylesine hızlı bir değişimdeyiz
ki temel bireysel ve toplumsal değerlerimiz sürekli aşınırken bunun farkına
bile varamıyoruz. En önemli değerlerimizi bir bir yitirirken neyi
kaybettiğimizin bile farkına varamıyoruz ne yazık ki!
Yitirmeye başladığımız değerlerden bir tanesi misafirperverliğimizdir.
Misafiri seven ve ağırlamaktan oldukça haz alan bir toplumduk. Hatta misafirin
bereketiyle geldiğine inandık. Son zamanlarda misafir algımız da değişime
uğramaya başladı. Artık hanımlar misafirlerini evinde ağırlamaz oldular.
Misafir geleceği zaman bir lokanta, kafe ya da çay bahçesinde randevu verip
orada konuk ediyorlar insanları. Nedenini tam olarak bilemediğim bu durum
giderek de revaç buluyor. Anadolu şehirlerinde bile hanımlar evde misafir
ağırlamayı giderek hayatlarından çıkarmaya başladılar. Misafir mi gelecek
hemen git bir yerle anlaş ve hesabı öde tamam mantığındalar.
Bunu ilk duyduğumda çok ilginç gelmişti bana! Neden bir
hanım evinde misafir ağırlamak istemez de dışarıda ikramda bulunur
Eleştirilmekten mi korkar ya da o kadar hazırlık yapmaya mı üşenir TV de
yayınlanan sürekli eleştiri ve çokbilmişlik temalı yemek yarışmalarının bunda
katkısı var mı acaba Başka bir milletten mi etkileşim oluyor dersiniz Mesela
Japonlar da bizim gibi misafire önem veren ve misafir ağırlamaktan memnun olan
bir millettir. Genel olarak davranışlarında birbirine saygıyı ön planda tutan
Japonlar aynı zamanda çalışkanlıkları ile de bilinirler. İlginç olan misafir
ağırlama şekilleri. Ama bize göre minik bir farkları var. Onlar çok çok özel
bir insanı evlerinde ağırlıyorlar. Yani eğer bir Japon sizi evine davet ettiyse
anlayın ki onun için gerçekten çok önemlisiniz. Yoksa diğer misafirlerini
dışarıda ağırlamaktalar. Acaba bizim hanımlar da Japonlardan mı etkilendiler
dersiniz !. Gerçi son zamanlarda Japonlar da bu hasletlerini yitirmeye
başlamışlar öğrendiğim kadarıyla! Sanırım onlar da bizim gibi zamanı hızlı
yaşamaya başlamışlar!
Önceden başörtüsü sorunu vardı ya şimdi başörtülü sorununa
dönüştü hani! Aslında toplumun İslam ı anlayış ve yaşayış sorunu baş göstermeye
başladı. Hanımlarda daha belirgin olmakla birlikte erkeklerimiz de pek farklı
değil. Kârın muhafazası peşinde koşanlar zamanla neyi muhafaza edeceklerini de
karıştırmaya başladılar. Ne demek istediğimi alışveriş merkezlerinde veya toplu
olarak bulunulan yerlerde azıcık durduğunuzda hemen anlarsınız! Rüküş
kıyafetler, kapalı mekânda güneş gözlüklü bayanlar baylar, kulağı küpeli
erkekler, şallı bacılar ve bu bacıların etrafında dünyayı ve İslam dünyasını
kurtaran hacılar (!), gezerken gözleriyle sürekli çevreyi tarassut edenler,
kuytularda el ele diz dize olanlar
Hâsılı bir haller oldu bize ama ne olduğu tam olarak idrak
edemedik henüz. Aslında sorunun çözümü kolay! Özümüze, bizi biz yapan değerlere
sarılmamız gerekli! Hem de dört kolla. Yaşadığımız gibi inanmayacağız, neyin
emredildiğini ve neyin yasak olduğunu öğrenecek; buna gönülden inanacak ve
yaşayacağız. Yoksa bu gidiş pek hayra alamet değil!..
Minik bir tebessüm
Gorilin problemi
Ailecek hayvanat bahçesini gezmeye giden Temel in bir müddet
sonra oğlu koşarak yanına gelir:
- Koş baba koş! Annemi kocaman bir goril kaptı. Temel gayet
sakince:
- Bana ne! Bundan sonrası artık gorilin problemi!
İlgilisine notlar:
- Varılacak menzil olarak Amerika yı seçerek seyrüseferine
devam edenlerin önlerine her zaman bir buzdağı çıkacağından batmaları
mukadderdir.
- Bütün acıları tattım ama insana muhtaç olmaktan daha
acısını görmedim. Hz. Ali