Türkiye, malumunuz olduğu üzere kritik bir seçim süreci yaşıyor. İki kutuplu bir yapılanma üzerinden oldukça sert ve stresli bir seçim sürecinin yaşanacağı açıkça görülüyor. Bu stresli ortam, zaten ekonomik ve sosyal sıkıntılar nedeniyle patlama noktasına gelen toplumda daha büyük gerilimlerin yaşanmasına neden olabilir. Zaten ülkenin son 25 yıllık dönemini ele alırsak toplumumuzun yoğun bir stres yaşamadığı, olağanüstü şartların hâkim olmadığı bir dönem neredeyse yok diyebiliriz. Bu kadar yoğun gerilim ve stres yükü altında, üstelik yaşamını idame ettirme noktasında şartların her geçen gün zorlaştığı bir dönemde, özellikle son birkaç yılda toplumun huzurunu tehdit eden, insanları birbirine düşüren bir stres unsuru daha ön plana çıkmaya başladı; Futbol… Ben kendimi bildiğimden beri Türkiye’de esas amaçları kulüpler üzerinden şahsi reklamlarını yapmak, kulüplerin gücünü arkalarına almak olan kulüp yöneticileri başarısızlıklarını kapatmak için rakibi, futbol federasyonlarını, hakemleri vb. hedef alarak oluşturdukları gerginlik ortamından istifade etmek suretiyle camialarını kendi arkalarında kenetlemeye çalışma stratejisini uygularlar. Maalesef aklı ile değil de daha çok duyuları ile hareket eden bir toplum olarak bu hamaset stratejisi bizim toplumumuzda siyasette olduğu gibi futbolda da karşılık bulur ve camialar kenetlenir, başarısızlıklar unutulur, yöneticiler gücünü koruyarak yoluna devam eder.

Geçmişten beri devam eden bu düzen, özellikle son birkaç yıldır iyice çığırından çıkmış durumdadır. Beceriksiz, vizyonsuz yöneticiler bir yandan mali ve idari bakımdan yönettikleri kulüpleri batma noktasına doğru sürüklerken, diğer yandan toplumsal huzuru her zamankinden daha fazla tehdit eder hale geldiler. İşler iyi gitmediği zamanlarda düşman uydurarak, hedef göstererek, birbirlerine saldırarak sürekli gerginliği artırmayı tercih ediyorlar. Kendilerince yaşadıkları bir mağduriyet sonrası kendi camialarına yönelik “… düşmanlarını paramparça edeceğiz” gibi nefret söylemleri geliştirebilecek kadar gözleri dönmüş durumda. Avrupa futbolu için emekli cenneti haline gelmiş olan ligimizde şampiyonluk kazanmaktan başka vizyonu olmayan, uluslararası arenada bu vizyonsuzluklarından dolayı sürekli hüsran yaşayan büyük! kulüplerin yöneticileri, sosyal medya üzerinden ortaokul ergeni seviyesinde paylaşımlarla karşılıklı atışarak gündemi meşgul ediyorlar. Maalesef yaptıkları açıklamalar ve ektikleri nefret tohumları cezai anlamda karşılık bulmadığı için bazı yöneticiler devleti dahi hedef alabilecek kadar hadlerini aşmış durumdalar. Üstelik ağızlarından “adalet” sözcüğünü düşürmemelerine rağmen açıklamalarına, icraatlarına bakınca görülüyor ki hiçbirisi aslında adalet peşinde değil, adaletsizliğin kendi aleyhine olmamasının derdindeler. Zira kendi lehlerine olan hataları gören ve konuşan hiçbir yönetici görmeniz mümkün değildir.

Türkiye’nin yeterince gergin ve stresli bir süreçten geçtiği bir dönemde, birçoğu kulüpler üzerinden kişisel güç elde etme ve reklam yapma derdinde olan vizyonsuz, beceriksiz yöneticilerin bir eğlence olması gereken futbolu toplumun huzurunu tehdit eden bir unsur haline getirmelerine müsaade edilmemelidir. Zira yukarıda yöneticiler koltuklarını korumak için gerginlik oluştururken, zaten sosyal patlama seviyesinde bulunan toplumda başıboş, eğitimsiz gençler birbirlerinin canlarına kastedecek noktaya gelmektedir. Örneğini birçok kez gördüğümüz şekilde bir derbi maçtan önce ya da sonra sadece bir takımın formasını giydiği için bir insan dövülmekte, bıçaklanmakta, öldürülmektedir. Bu nedenle hem sportif açıdan cezaların caydırıcı şekilde artırılması hem de açıkça nefret tohumları eken açıklamalar sonrasında savcıların devreye girerek toplumu geren sorumsuz yöneticilerin hesap vermesi için gerekli hamleleri yapması toplumumuzun huzurunun korunması bakımından elzem hale gelmiştir. Zira zaten patlama noktasında olan bir toplumun çığırından çıkması için bir kıvılcım bile tehlikeli olabilir.