Taraftarlık veya özel çıkar hesaplarına dayalı
duygusallık gerçekçi olabilmeyi engelleyerek, geleceği ipotek altına alan büyük
yanlışlara sebep olabiliyor. Ülkeyi yöneten ve yönlendiren kesimlerin bu türden
bir açmaza düşmesi ise telafisi imkansız kayıpları kaçınılmaz hale getiriyor.
Son bir yıl içinde ülkemizde yaşananları bu çerçevede irdelemek, bundan sonra
yapılacak hataları önlemek adına özel bir önem taşıyor.
Son bir yıl içinde Türk Lirası yüzde 25 e yakın oranda
değer kaybetmiş, faizler ise nerede ise iki katına çıkmış. Nerede ise on yıl
sonrasını gördüğünü iddia eden ve buna uygun risk alan iş dünyası on gün
sonrasını göremez hale geldiğini açıkça itiraf edemese de kabullenir hale
gelmiş. Bilançolar yıpranmış, nakit sıkışıklığı artmış, iflas erteleme
başvuruları yeni rekorlara koşmaya başlamış. Türkiye küresel ekonominin en
kırılganı, en zayıf halkası haline gelmiş. Yanlışlarda ısrarın faturası bütün
haşmeti ile açığa çıkmaya başlamış. Sonuçta ekonomi cephesinde durum kötüye
gider iken, sosyal ve siyasi durumun iyiye gitmesi veya mevcut dengeyi koruması
doğal olarak mümkün olamamış. Başlangıç aşamasındaki kriz iyi yönetilememiş;
yanlışları daha büyük yanlışlarla düzeltmeye çalışma hatası istikrarsızlaşma
eğilimlerini iyice güçlendirmiş... Türkiye gerek ekonomisi gerekse siyaseti ile
tel tel dökülme eğilimine girmiş; tepki olarak devreye sokulan otoriterleşme
eğilimi durumun vahametini iyice arttırmış.
Bu aşamada dış ve iç koşulların ülkemiz üzerindeki
etkisini ayrıştırmak, daha belirgin hale getirmek üzere bir varsayımda
bulunarak soralım: Eğer küresel düzeyde risk alma isteği yüksek olsa ve
finansal sermaye akın akın Türkiye ye gelmeye devam etse neler daha farklı
olurdu Gezi olaylarında siyasi irade yine orantısız güç kullanmaktan ve
kendisini desteklemeyenlerin öfkesini büyütmek yanlısı olur muydu Siyasi
iradeyi oluşturan koalisyon çatırdar, paralellik suçlamaları ile bindikleri
dalı kesme yarışı devreye girer miydi Türkiye nin en kırılgan ekonomi, en
zayıf halka olduğu algısı küresel ölçekte genel kabul görür müydü Geleceğe
yönelik tüm beklentiler bugün olduğu oranda bozulur ve istikrarsızlık endişesi
yeni rekorlara koşar mıydı
Gerçekçi olmaya çalışanların yukarıdaki ve benzeri
sorulara vereceği yanıtlar siyasi iradenin olumsuzluğa katkısının ne boyutlara
vardığını görmemize yardım edebilir. Ayrıca küresel koşulların düzelmemesi
durumunda neler yaşanabileceği konusunu da gözler önüne serebilir. Küresel
nitelikteki kredi krizine kadar eğilimlerin sürdürülebilir olmadığı görmezden
gelinerek büyük yanlışlar yapıldı: Yabancı sermayeye aşırıya kaçan oranda
bağımlılaşmaya izin verildi. Aynı yanlışlar söz konusu kriz sonrasında
tekrarlandı, dış desteğin devamı için Suriye macerasına girildi;
gerçekçilikten, halktan ve adaletten hızla uzaklaşıldı; olmayacak işlere Amin
denildi!.. Küresel koşullar olumsuzlaşıp, yanlışların açığa çıkmaya başlayacağı
anlaşılınca, çözüm daha büyük bir yanlışta, otoriterleşmede arandı!.. Bu tavrın
halktaki öfkeyi besleyeceği, ülkeyi küresel ölçekte yalnızlaştıracağı ve siyasi
iradeyi oluşturan koalisyonu çatırdatacağı hesaba katılmadı...
Ekonomi daralıyor, işsizlik ve enflasyon artıyor; asıl
önemlisi ise böyle olmaya devam edecek olması... Otoriterleşerek bu eğilimlerin
yönü değiştirilemez, tam aksine güçlenmesi için çaba harcanmış olur. Bu etki
tepki zinciri istikrarsızlığı besler ve riskten kaçınma eğilimi giderek
güçlenir. Böylesi bir kısır döngünün sonucu ise felaketten başka bir şey
değildir. Güçlü olmaya çalıştıkça güç kaybetmekten kurtulunamaz. Durum böyle
iken seçim sandıklarından çıkarılabilecek hiç bir sonuç mucizevi bir sonuç
üretemez... Bu ülkenin insanlarını Allah a kulluk ile kula kulluk arasında
olmayacak bir tercihe zorlamak aklı iyiye kullananların cüret edebileceği bir
konu olamaz...