Biz, yıllarca batının enjekte ettiği tatlı vaatlerle uyutulduk. Birbirimize düşürüldük. Bizi birbirimize düşürenleri hiç görememiştik. Sağcısıyla, solcusuyla, Türküyle Kürdüyle birbirimize düşman etmeye çalışanların oyununa gelmiştik.

Tatlı vaatler, demokrasi masalları, insan hakları haplarıyla kendimizden geçerken, "Kabe bombalanmalıdır, Kur an terör kitabıdır, Black Jack Pershing isimli Amerikalı komutanın 1913 yılında Filipinler deki Mindanao Adası nda İslamcıları domuz kurşunuyla vurup, domuz derisine sardıkları gibi bugün de aynısını yapalım" sözleri ve yaptıklarıyla sırtımızda şaklayan kırbaçla uyandığımızda vuranın suratını görünce bu günlerde sağcı, solcu, futbolcu, aydın, köylü, sinemacı, sanatçı kalmadı, hepsi tek yürek tek bilek oldu.

Demokrasi derslerine aldıklarına neler öğrettiklerini Ebu Garip hapishanesinde kendi çektikleri eğitim filmlerinden gördük.

İnsan hakları derslerine aldıkları Afganlılara nasıl ders verdiklerini Guantanamo dershanesinden öğrendik.

Diyarbakır da yüz binlerce Kürt-Türk Müslüman ın, İstanbul da daha fazlasının Saadet Partisi yle beraber otuz kadar sivil toplum örgütünün hepsi elbirliği ederek tek ses halinde bizi uyutanlara karşı aynı cephede buluşuverdiler.

Afrika nın içlerinde sömürgecilerden başka kimsenin tanımadığı başsız başsız yaşayan ümmetler, sömürüye boyun eğdiler, aç kalmaya tahammül ettiler, ayaklarının altındaki elmas madenlerinde otuz lira aylıkla çalışıp karınlarının doymamasına da ses çıkarmadılar ama tek sevdikleri, sevgisiyle bu dünyanın cefasına dayandıkları peygamberlerine yapılan hakarete dayanamadılar ve içlerindeki sevgi seli uğultu halinde arşı alaya yükseldi.

Atalarımız, "Bir musibet, bin nasihatten evladır" demişler.

Dost bildiğimiz insanlar, başımıza çuval geçirince, yetkililerden ziyade yetkisizlerle konuşmalar yapınca anladık biz onların bize dost olmayacağını.

Irak lılar, yıllardır Saddam zulmü altında inlediler. Şimdi Saddam dan kurtuldukları için sevinmeleri ve kurtarana teşekkür etmeleri gerekirken kurtarana saldırıyorlar. Çünkü onlar biliyorlar ki, otuz yıl Irak ta Saddam zulmünün arkasında Amerika, Rusya ve Avrupa vardır.

Hatta Irak işgalinin son günlerinde batılı birçok yazar Saddam ın mutlaka korunmasını ve tekrar yönetime getirilmesini böylece İslâm ın önlenebileceğini yazdılar.

Yüz elli yıldır uyutulan İslâm, bütün İslâm aleminin fertlerinin iç dünyasında devinmeye başladı. Amerika nın Napalm bombalarının ateşi bizim donlarımızı eritti. Düne kadar İslâmi gayret ve hassasiyetini duymadığımız, görmediğimiz yetkili yetkisiz insanların Amerika ya karşı tavır alması bu uyanışın göstergesidir.

İşgalden sonra Iraktaki direnişe şaşan bazı insanlar, bunları kim yönetiyor diye araştırma yapıyor ve belirli bir yerden yönetilmediği ortaya çıkıyor. İşte bu durum topyekün Müslümanların uyandığının işaretidir. Bir veya birkaç kişi tarafından yönetilseler kontrol etmek, satın almak veya sindirip ihanet ettirmek kolay olurdu. Ama bu direniş bütün bir halka mal olduğundan kimin nerede ne yapacağını terör uzmanları da kestiremez.

İşgalden bu tarafa üç bin dolayında Amerikan askeri öldürülmüş, binlercesi yaptığı işkencenin ardından öldürülürüm endişesiyle delirmiş. Bu geometrik olarak artar. Çünkü ilk anda kişiler ellerindeki baltayı, oklavayı, benzini, barutu, taşı, çamuru nasıl silaha dönüştüreceğini bilemez. Ama şu anda milyonlarca beyin bu işgale nasıl son veririm, ben ne yapabilirim düşüncesinde.

Talabani nin ve Barzani nin taraftarı olan insanlar arasında bile İslâmi gayret ve hassasiyetin arttığı, "Biz, dinsiz miyiz, biz, namussuz muyuz" diye Amerika aleyhine içten homurtular başladığı haberleri geliyor.

Mevlâna Mesnevi sinde Bağdat lı bir adamın, dağ başında karlar arasında uyuşmuş bir ejderha bulduğunu, uyuşmuş ejderhayı bin bir güçlükle Bağdat a getirdiğini ve büyük bir çadırın içine koyarak para karşılığı halka gösterdiğini, Bağdat ın sıcağında ejderhanın donlarının çözüldüğünü ve uyuşukluğunun gittiğini, önce kendisini yakalayan adamı yuttuğunu ve dağa doğru kaçtığını hikmetleriyle beraber uzunca anlatır.(Mesnevi, Amilçelebioğlu, 3/980 1070)

İçteki homurtular dışta uğultuya döndüğü, devin devinmeye başladığı gün, Dinimin düşmanının işinin bittiği gündür.