Biz kokarca böceği, bok böceği, akrep ve yılanı bile

yerdik, bunları yiyecek sayardık. Toprak evimiz sayılırdı. Devetüyü ve

koyunyünü giyeceğimizdi. Birbirimizi öldürmek, birbirimizi soyup yağmalamak

adeta dinimiz olmuştu. Durum öylesine kötüye gitmişti ki, içimizde yiyeceğimize

ortak olacak korkusuyla kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bile vardı...

Hazreti Ömer döneminde Kadisiye Muharebesi öncesi Pers

imparatoru Yezdecürt ün bu günkü ifadeyle Genel Kurmay Başkanı olan Rustem,

İslam ordularını görünce kralına, Efendim, biz, Bizans la çarpıştık, yendik,

yenildik ama bunlar hiç bir orduya benzemiyor. Galip gelmemiz zor. Adamlar

ölümün üzerine saldırıyor. Savaş durunca namaz kılıyor. Bunlarla barışalım

teklifinde bulunur.

Kral bir elçi ister. Gelen elçi kralın karşısında gayet

onurlu bir şekilde öncelerini ve sonralarını anlatır ve şöyle der:

Ey Kral! Şu karşında duran kimseler, Arapların eşrafı ve

ileri gelenleridir. Onlar eşraftan hayâ eden bir eşraftır. Eşrafa ancak gerçek

eşraf olanlar ikram eder, eşrafın hakkının kıymetini eşraf bilir. Eşrafı, eşraf

ulular. Ben sana söyleyeyim sen cevap ver, onlar da buna şahit olsun. Demin sen

bizi birtakım sıfatlarla andın ama biz onu bilmiyorduk. Ama bahsettiğin

vaziyetimizin kötülüğü ise -dediğinden- daha da beterdi.

Açlığımız ise açlığa benzemezdi. Biz kokarca böceği, bok

böceği, akrep ve yılanı bile yerdik, bunları yiyecek sayardık. Toprak evimiz

sayılırdı. Devetüyü ve koyunyünü giyeceğimizdi. Birbirimizi öldürmek,

birbirimizi soyup yağmalamak adeta dinimiz olmuştu. Durum öylesine kötüye

gitmişti ki, içimizde yiyeceğimize ortak olacak korkusuyla kız çocuklarını diri

diri toprağa gömen bile vardı.

İşte halimiz daha önce sana anlattığım gibiydi. Sonra

Allah bize soyunu sopunu bildiğimiz, hasepçe en iyimiz, yerce en hayırlımız,

evi -misafirce- en geniş, kabilesi kabilelerimizin en iyisi, kendisi öncede hal

ve vaziyeti içimizde en iyi olan, en doğru sözlümüz, en yumuşak huylumuz olan

birini Peygamber olarak gönderdi. O bizi bir dine davet etti Ona ilk katılan,

ondan sonra da ilk halife olan zat oldu. O bir şey söyledi biz başka şey... O

tasdik ederken biz yalanladık, o artırırken biz eksilttik. Sonra Allah

kalplerimizi yumuşattı da ona uyduk. Böylece Allah la aramızda elçi olmuş. Onun

dediği Allah ın sözü, emrettiği Allah ın emri idi.

O Peygamber bize, Rabbiniz, ben tek olarak Allah ım,

ortağım yoktur. Hiçbir şey yok iken ben vardım. Benden başka her şey yok

olacaktır. Her şeyi yaratan benim, her şey bana dönecektir. Rahmetim kesinlikle

size yetişecektir. Ölümden sonra benim azabımdan sizi kurtarmam için, koyduğum

yolu size gösterip, selam diyarı cennete sizleri konuk etmem için şu zatı size

Peygamber olarak yolladım buyuruyor, dedi. Biz de onun hak katından hakkı

getirdiğine şahitlik ettik. Rabbimizin yine, İşte bu söz üzerine kim size tâbi

olacak olursa sizin lehinize olan onun da lehine, sizin aleyhinize olan onun da

aleyhine olur. Kim bunu kabul etmezse ona cizye teklif edin, kabul ederlerse

onları da, kendinizi koruduğunuz şeylerle korumanız altına alın. Bunu da kabul

etmezlerse onlarla savaşın, aranızda hakem benim, sizden öldürüleni cennetime

koyacağım. Sizden geri kalana da kendilerine karşı düşmanlık edenlere zafer

nasip edeceğim buyuruyor diye haber verdi. (Zehebi, Tarih ül-İslam, Muzaffer Can

tercümesi, Cantaş Yayınları).

Terör kelimesi de yöntemi de Batı dan ithal edilmiş.

En ünlü teröristimiz bile Batı nın ürettiği terör

işlerini henüz yapamamışken biz hâlâ teröre çareyi terörist yetiştiren

ülkelerden istiyoruz.

Dünyanın en vahşi bedevilerini en medeni hale getiren

İslam dininin çarelerine başvurmak aklımızdan bile geçmiyor.