Allah, kalbi hidayete açık olan kullarına, bütün kapıları aralıyor ve bu insanları İslam’la şereflendiriyor. Kişi hiç beklemediği kapılardan içeri girerek kendini buluyor. Bu, bazen bir soru ile bazen bir olay ile bazen de bir kişi aracılığıyla gerçekleşiyor ve yeni bir hayatın doğuşu ile devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber bana bu gerçeği bir kez daha görme ve hissetme fırsatı verdi. Olay Hindistanlı bir Cerrah olan Zakir Naik ile Hristiyan bir genç kadın arasında geçiyor. Bilindiği üzere Zakir Naik kendisi bir hekim fakat güçlü ikna kabiliyeti ve tebliğ çalışmaları ile bilinen ve hayatını bu yola adamış biri. Bir sohbet esnasında kendisine Lamita adındaki Hristiyan bir kadın şöyle bir soru sorar: Eğer Kur’an Allah’ın kelamı, İslam da gerçekten doğru yaşam biçimi ise neden insanların İslam’ı anlayıp uygulaması uzun zaman alıyor Dr Naik, bu soruya şöyle cevap verir: “Kardeşim, uymak meselesi kolay mesele değildir. Mesela bir insan İslam’ı iyi biliyor ama içki içiyor. Bu kişi İslam’ı kabul edersem içki içmekten ve kadınlarla ilişki kurmaktan uzaklaşmam gerekir diyor ve İslam’ı kabul etmek istemiyor. Yani İslam iyi bir şey ama içkiden, domuz etinden vazgeçemem diyenler vardır. Ben bu zevklerimden vazgeçemeyeceğim o yüzden kırkıma kadar bekleyip sonra dini yaşayacağım diyenler de vardır… Dr Naik, insanların zaafları ile gerçek arasında yaşadıkları gelgitleri bu şekilde özetler ve bütün bunların hakikati bulma noktasında birer engel olduğunu ifade eder. Sonra kadına döner ve “konuşmanın sonunda bana bir soru sordun ben de sana aynı soruyu soruyorum neden Hakkı kabul etmen çok uzun vakit alsın Der. Bu konuşmaların sonunda soruyu soran bayan “Kelime Şehadet getirir ve İslam’ı kabul eder….

Üç yaşında bir çocuk “Allah, ahiret ve ölümle” ilgili soruları ile fıtratın kapısını aralamaya ve o safiyeti korumaya çalışır. Bu dönem aile, materyalist bir bakış açısı ile hareket edip çocuğun sorduğu soruların üzeri örterse, çocuk erişkin bir birey olduğunda hayata bu gözlükten bakmaya başlar. Çünkü artık fıtratındaki o temiz ve pak duygular kirlenmiş, merak duygusu örselenmiş ve aydınlığa açılan yolun üzeri örtülmüştür. Ama hayatta öyle insanlar vardır ki, hangi coğrafyada yaşarlarsa yaşasınlar, fıtratlarındaki o safiyeti koruyarak soru sormaya devam eder ve günün birinde hakikate ulaşırlar. Onların ekserisinin fıtri olarak İslam’ın öngördüğü bir ahlaki yapıya sahip olduklarını ve haksızlığa karşı durduklarını görürsünüz. Mesela, yapılan zulme karşı çıkarlar, hayır kurumlarında ya da insan hakları ile ilgili çalışmalarda yer alır ve sürekli bir arayış içinde olurlar. Üç yaşında sordukları o soruları aynı samimiyetle sormaya devam eder ve hakikati ararlar. Sorular birer kılavuz olur ve günün birinde bütün kapılar açılır, bu insanları ait olduklarını dünyaya dahil eder.