Bir musibet bin nasihatten evla mıdır?

Asrın felaketi olarak tanımlanan iki büyük deprem ve bu depremlerin getirmiş olduğu büyük bir yıkım yaşadık.

Liyakat sahibi müteahhitlerin, mühendislerin, teknisyenlerin, devlet memurlarının ne kadar önemli olduğunu acı bir tecrübeyle öğrendik.

Sadece liyakat sahibi insanların yetmediğini, her yere bina dikilemeyeceğini, betonun karın doyurmadığını hatta öldürdüğünü acı bir tecrübeyle öğrendik.

Hayatta her şeyin gelip geçici olduğunu, güvendiğimiz makamların, mevkilerin işe yaramadığını, mülklerimizin dakikalar içerisinde çöp olabileceğini acı bir tecrübeyle öğrendik.

Küslüklerin, kalp kırmanın anlamsızlığını, sevdiklerimize son bir kez daha sarılamama, son bir kez daha seni seviyorum diyememe ihtimalimizin olduğunu acı bir tecrübeyle öğrendik.

Yalan dolanın, iftiranın işe yaramayacağını acı bir tecrübeyle öğrendik.

Birbirimize güvenmemiz gerektiğini, birbirimizi sevmemiz gerektiğini, birbirimize kardeşçe yaklaşmamız gerektiğini acı bir tecrübeyle öğrendik.

Bin kere duyduğumuz bunca şey nasihat diye bir kulağımızdan girip bir kulağımızdan çıkarken birkaç dakika içinde acı bir tecrübeyle öğrenmek zorunda kaldık. Keşke bin nasihat öğrenmemiz için yeterli olsaydı. Fakat olmadı. Belli ki bazen bir musibet de yeterli olmuyor. Yeterli olsaydı eğer depremin üzerinden henüz bir ay geçmişken hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başlamazdık. Ne gibi mi?

Mesela;

Bir musibet yeterli olsaydı liyakat sahibi insanları dinlemeyi öğrenir, artçı depremler devam ederken inşaat yapılmamalı ikazlarını dikkate alırdık.

Bir musibet yeterli olsaydı sağlam malzeme kullanmanın yeterli olmayacağını anlar tarım arazilerine bina inşa etmeye başlamazdık.

Bir musibet yeterli olsaydı makam ve mevki kavgalarına başlamaz, birbirimizin gözünü oymak için fırsat kollamazdık.

Bir musibet yeterli olsaydı depremi fırsat bilip zam üstüne zam yapmaz, mülk peşinde koşmaz, yarım ekmeği paylaşırdık.

Bir musibet yeterli olsaydı yalanla dolanla, iftirayla kalplerini kırdığımız insanlardan özür diler, kırdığımız kalpleri tamir etmeye çalışır, bir daha bu hatalara düşmemek için uğraşırdık.

Bir musibet yeterli olsaydı haksızca elde ettiğimiz makamlarımızdan istifa etme erdemliliğini gösterirdik.

Bir musibet yeterli olsaydı farklı değerlere sahip olsak da aynı ülkenin evlatları olduğumuzun bilincine varır ve birbirimizi karalamaya başlamazdık.

Bir musibet yeterli olsaydı eğer bu seçim dönemi çok farklı olur, sağduyu ve samimiyetle bir seçim dönemi geçirir, seçim tarihi açıklandığı gibi acı bir tecrübeyle oluşturduğumuz kardeşlik ortamını bozacak her türlü hareket ve sözden imtina ederdik.

Yazar, başta söylediklerinle sonra söylediklerin tutarsız, madem öğrendik bu olanlar da neyin nesi demeyin. Siz de biliyorsunuz herkesin aynı derse tabi tutulduğunu fakat sınavdan herkesin geçemediğini. Demek ki neymiş? Öğrenmek yetmiyormuş. Bir de bu öğrendiklerimizi uygulayacak iradeye sahip olmak gerekiyormuş.