Yönetimsel çerçevesi ‘Mahkeme kadıya mülk değil’ atasözüyle belirlenir. Hani adalet tesis edilememesinin kavramsal tesellisidir. Bu dünyada sınırlı, kısıtlı, muhasara edilmiş yaşam adeta bir koltuğu işgal edenin kazasız belasız oradan gitmesini beklemekten ibaretmiş gibi gösterilir. Zaman geçer, devir geçer, ömür geçer; ne adalet tesis edilir, ne gitmesi gerekenler gider. Koltuk zulmün temsili değildir de zulümle abat olacağını sanan kişiler vardır. Ve ademoğlu için mülk, bu dünyaya dair oyalanmadır. Meskun mahalde oturup, zail oluşu vaat edilen batıl hükmün kalkmasını beklemek beyhude umut diye nitelenir. Mülkün kime ait olduğu, geçiciliği ve geçirgenliği insan eliyle teslim edilir.

Mahkeme kadıya mülk değildir de kadı bunu bilmez. Bilse, özellikle şimdiki şartlarda işini yapamayacağını zanneder. İşi nedir? Yasayı önüne getirilen dosyaya uygulamak! Ne yasa ilahidir ne dosya. Ne de inceleyip, soruşturup, derleyip dosya hazırlayanlar ve de iddianame düzenleyenler insan yapımı yasalardan aşıp hak hukuk gözetir. Böylece yasayı, hazırlanmış dosyaya uygulamak zorlaşır. Hem de o dosyanın arasına kurulu düzen, yasama, güç, konjonktür, statüko benzeri bir sürü faktör sıkıştırılır. Öyle kabarır ki dosya, ortalıkta bir müddet hindi misali dolanır da içine doluşturulan unsurlar yüzünden asıl dava arada kaynar.

Arada dava kaynatmak istisna bir durum değildir. O kadar ki buralar arada kaynayan davalar memleketidir. Dava, sadece seçim sath-ı mailine girildiğinde akla gelen, sair zamanda esamisi dahi okunmayan aparat vazifesi gören malzemedir. Kullanışlıdır. İşlevseldir. Romantiktir. Garipler yokluktan kırılırken birilerinin saraylarda eğleşmesi dava bilincinin tavan yapmasıdır! Müslümanlar Bağdat’ta, Şam’da, Kudüs’te, Beyda’da ve dünyanın dört bir yanında kırılırken stratejik müttefiklerle dostum, kardeşim, canım, ciğerim muhabbetinde eğleşilmesi davanın kutsallığındandır! İnsanlık küresel şebekelerin dümen suyunda ölümle pençeleşirken aralarına kimseyi almıyorlar diye ağlaşmak; dört bir yanda zulüm kol gezerken ev ödevini yerine getiren öğrenci işgüzarlığında tek vatan, tek bayrak, tek adam şiirleri okumak hep dava şuurundandır! Gün gelip yurdu viran eden zelzele az buçuk koltuğa sirayet ettiğinde ‘oy nerdeymiş benim davam’ türküsü söylenir. Nasılsa türkülerden irfan devşiren bir millet vardır. Nasılsa her şekvayı türkü yakmaya, şarkıya, şiire yoran insanlar vardır. Nasılsa ahlak sadece güç ve iktidar sahipleri tarafından imzalanıp iptal edilen sözleşmeler için işlevsel bir argümandır! İşlev dahi sadece söylemsel anlamda iş görür. Nasılsa Allah belalarını bile vermektedir de o belayı halka teşmil edip lehlerine çevirebilecek çeviklikte kıvırma kabiliyetleri vardır. Beceriden de değil üstelik hırstan, kinden, hinlikten… Kavramları kavramaksızın tersyüz edip muhatabın yüzüne fırlatabilme istidadından… Şam’da namaz kılma söylemiyle tüm bölgeyi haşat edip yurdundan kopardıkları insanları doldurdukları bir varoşta Şamlılara, Haleplilere, İdliblilere nutuk çekebilen pervasızlıktan… BM’den, AB’den edinilen ve kimseye yansımayan ödenekleri mideye indirdikten sonra Hilal-i Ahmer marka sodaları yudumlama ferahlığından…

Mahkeme kadı terkiplerini mülk de bilmez. Para parayı çeker diye itikat edilen geleneksel sermaye hezeyanına göre mülkün kime yâr olacağı; kime kâr getirdiği ve kimi yardan aşağı yuvarladığı en başından karara bağlanır. Debelenmek beyhudedir. Haksızlığı nasipten, nasibi ihanetten gösteren kadıya karşı ne yapılabilir? O kadar ki bunlar giderse projeleri devam eder mi diye endişeye düşen insanlar, adaletin tesisini tanımlanmamış haklarının gaspı zanneder. Böylece kadıya mülk diye tanımlanan saltanatın temeline sismik izolatör yerleştirilmiş, koltuk tehdit eden her sarsıntı savılmış olur.
Kadıya mülk olmadığını en azından mahkeme bilseydi insanlık adına küçük bir teselli, bir umut olurdu ama mahkeme de bilmez. Mahkemeler çünkü o vaat edilen büyük ve mutlak mahkemenin gölgesinde bile kalmaz. Tümünde geçiciliğin bağışladığı ferahlık fark edilirken asıl mahkeme, şimdiki yaşananlara ve yaşayanlara göre gecikmez, geçmez, geçiştirilmez. Buradaki gibi kerameti de kibri de kendinden menkul, karşısında dizilmiş heyete laf anlatacağını, neyin ne olduğunu bilmeyen insanların rızasıyla dava geçiştireceğini zannedenler, engerek gibi kıvrılabilme istidatlarının dünyada kalacağını düşünmez. Zaten düşünmek, onlara göre bu dünyada dahi menfaat bağışlayan, makam mevki bahşeden, kâra geçiren bir eylem değildir. Kayıtsız şartsız itaat, dünyalıklara yönelik taat, menfaat icabıdır.