Evet katılıyorum! Şimdi birileri bir yerden kopup bir yere mi geçiyor acaba diye heyecan yapabilir. Zihnimiz, kalbimiz ve kıblemiz nerede ise oradayız. Dünyanın en büyük hakikatini söylese bile kimsenin kendisi gibi düşünmeyen hiç kimsenin sözünü kaale almadığı zamanlarda yaşıyoruz. Bizi bir araya getiren inançlarımız, ufuk çizgimiz ve insanlığımızdır. Bu müştereklere her zamankinden daha çok sahip çıkmamız gerekiyor. “Katılmıyorum”, “uzak olsunlar”, “sildim”, “takipten çıkarıyorum”, “ilişkiyi kestim” gibi izansız ifadelerin havalarda uçuştuğu şu günlerde inanın katıldığım duygu, kanaat ve düşünceleri bulup derlemekte hiç zorluk çekmedim. Katılmak zorunda değilsiniz. Buyurun:
“Bana göre bu listedekilere Devlet Üstün Hizmet Madalyası ya da TBMM Onur Ödülü verilmesi gerekir. Takdir yetkililerin.
Depremin ilk saatlerinde organize olup afet bölgesine koşan bağımsız gönüllüler ve STK’lar.
Tüm imkânlarıyla sahaya koşan belediyeler.
Sağlık Bakanlığı ve acil müdahale ekibi UMKE.
Can kurtarma faaliyetlerine aktif katılan gerektiğinde canı pahasına çalışan itfaiyeciler.
Enkazlara girip domuz damı denen koridorlar oluşturarak birçok canımızı kurtaran madenciler.” ( Kemal Öztürk-Habertürk-13.03.2023)
Gazete sütunları ve sosyal medya mezraları katı yorumlardan geçilmiyor. “Katı yorum”dan “katılıyorum”’a geçmek için o kadar çok müşterek var ki:
“Bir Şam’ın, Bir Halep’in, bir Üsküp’ün, bir Saraybosna’nın ruhu var! Ama İstanbul’un ruhu sırra kadem basmış durumda. Gaziantep, betonarme yığınlarının altında can çekişiyor! Kayseri, mermer ve çelik saldırısına direnmeye çalışıyor! Sivas, Erzurum, Bursa ruhunu yitiren ‘ruhsuzların’ saldırıları karşısında metamorfoza uğramış gibi sanki!” (Yusuf Kaplan-Yeni Şafak-13.03.2023)
Deprem bölgesinde ben de bulundum. İnsanımızın dayanışma ruhunu hangi önyargı yıkabilir ki? Nefret deprem kadar yıkıcıdır. Şu cümlelere katılmamak mümkün mü?
“Bölgedeki bu muhteşem enerjiyi, bu muazzam dayanışmayı görünce... Siyasi kaygılarla sürekli birbirlerine nefret kusan, hakaret eden insanlardan alabildiğine uzak durma azmi doğdu bende.” ( Ahmet Hakan-Hürriyet-11.03.2023)
Slogan atmak, birbirimize çatmak yerine belki de şu aşağıdaki soruyu tartışmamız gerekir:
“Anadolu çocuğu arkadaşlarımın bu ülke insanının ‘inanç ve düşünce’ dünyasıyla aralarındaki mesafe olacak şey değildi. Sen kalk, Lenin'i satır satır ezbere bil ama babanın, dedenin tekbir getirirken göğüslerinin niçin kabardığına akıl erdireme!” (Haşmet Babaoğlu-Sabah-13.03.2023)
Çelişki boş gözlerle bakarak elbette görülmez. Bakışa akıl ve idrak yüklemek lazım:
“Filmlerin gösteriminde öylesine hassas davranılıyor ki, sigara içme sahneleri asla affedilmiyor. Güzel de sigara içmek kötü ise aynı filme kötünün de kötüsü, çirkinin de çirkini, pisliğin de pisliği, iğrencin de iğrenci onlarca sahne var: İçki, kumar, adam öldürme, zina, müstehcen kıyafetler ve sözler, uyuşturucu kullanımı, rüşvet, adam kandırma, soygun vs… Yani insanlık dışı ne kadar vahşet ne kadar haram, insanı insanlıktan çıkaran ne varsa hepsi de mevcut. Onlara bir şey yok. Buzlanma yok, mozaikleme yok.” (Burhan Bozgeyik-Milli Gazete-13.03.2023)
İsmail Kılıçarslan’ın şu satırlarına katılmamak mümkün mü?
“Öyle oldu. Türkiye’nin tek ve değişmez gündemi aylarca, hatta yıllarca ‘deprem’ olması gerekirken kara siyasa geldi ve gündemi inanılmaz bir hızla, adeta bir virüs gibi işgal etti. Hâlbuki sloganı hatırlayalım: ‘Politika burada bize yardım edemez.’ Ben bile, depremin üzerinden sadece bir ay geçmişken oturup politika yazısı yazdım. Çünkü politikanın insanı baştan çıkaran şehvetine karşı koymadım bir anlığına da olsa. Hâlbuki sloganı hatırlayalım: ‘Politika hiçbir yerde bize yardım edemez.’” (İsmail Kılıçarslan-Yeni Şafak-11.03.2023)
Kim söylerse söylesin hakikatin sahibi bellidir. Gelecek yazıda katıldıklarımı yazmaya devam edeceğim.