BİZ köşe yazarları, kánûnen mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindeyiz. Kánûnen olmasa bile ahlâken nasıl biri olduğumuzu da okuyuculara bildirmek durumundayız. Hz. Mevlânâ, “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün!” diyor. Peki, biz göründüğümüz gibi olabiliyor muyuz Yaşayışımız, yazdıklarımıza uygun mu İşte okuyucu bunu bilmek durumunda. Bilsin ki, yazıları ona göre okusun, değerlendirsin.

Kendimi bildim bileli okurum, araştırırım. Çocukken harçlıklarımı biriktirip kitap alırdım. Yine çocukken, kitaplar yıpranmasın diye kendime bir kütüphane yaptırdım. Geçenlerde “Boğaziçinde Tarih” kitabını okurken baktım, 1972’de almışım. Yani 43 yıl olmuş. Aklımın yettiği zamandan beri, bu ülkede yapılan haksızlığı, zulmü, kültürümüzün ve değerlerimizin târumar edilmesini görüp, bu tahribatı nasıl tâmir edebiliriz diye düşünmekteyim.

Yine kendimi bildim bileli ilme sevdâlıyım. “Ulûm-u Âliye” denilen âlet ilimlerini, yani sarf, nahiv başta olmak üzere temel dinî kaynakları kaynağından okuma ilmini tahsil etmeye başladım. İmam-Hatip’te okurken, icazetli âlimlerden de ders almaktaydım. İmam-Hatip’in dört yıllık orta kısmını bitirince ailem, 12 Mart darbesini yapanların İmam-Hatiplere geçit vermeyeceğini söyledi ve beni liseye yazdırmak istedi. Direndimse de emir demiri kesti. Liseye kaydolmaya gittik. Bana, “Ortaokul fark derslerini vereceksin!” dediler. Sonradan, “Hayır, ortaokulun bütün derslerinden imtihana gireceksin!” diye ek açıklama yaptılar. Önümüzde bir Eylül devresi vardı. Biz orta 1, 2 ve 3. sınıfın bütün derslerinden (resim, beden eğitimi dahil) imtihana girdik. 30 küsur ders. Orta 3 Matematik hariç hepsini verdik. Onu da bütünleme imtihanına girip verdik. Böylece ortaokul diploması alıp liseye kaydolduk. Lisenin “Fen bölümünü” tercih etmiştik. Fen bölümünün de Matematik koluna kaydolmuştuk. Modern Matematik ve modern Kimya, vs görüyorduk. Davul gibi kitaplardı. O arada “Ulûm-u Âliye” tahsiline devam ediyordum. Şöyle ki: İmam-Hatipte, medrese tahsili yapmış arkadaşlar vardı. O sırada şöyle bir usul vardı. 5. sınıfta yüksek not ortalamasına sahip talebeler 6.,7. sınıfın derslerinden de imtihana girip mezun olabiliyorlardı. Bu arkadaşlara Matematik, Fizik, Kimya dersi veriyor, onlardan da Sarf, Nahiv dersi alıyordum.

Sonraki yıllarda bu ilim tahsilimiz, kekeme konuşmasına döndü. Yani kesik kesik oldu. Bu ilimler de ara vermeyi affetmiyor. Üniversite tahsili, gazetecilik derken tahsilimiz sekteye uğradı. O arada, Suûdi Arabistan-Türkiye Dostluk ve Kültür derneğindeki pratik Arapça konuşma kurslarına katıldım ve konuşmayı bayağı ilerlettik. Yine o sıralar Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi bir tanıdıktan İngilizce dersi aldım. O da bayağı ilerledi. Ancak yıllar geçtikçe ve üzerinde durmayınca pratik konuşma melekemiz köreldi.

1992’nin sonuna doğru çok değerli hocamla tanıştım ve zatıâlilerinden Akâid, Kelam, Tefsir, Hadis, Usûl-ü Hadis, Usul-ü Fıkıh, vd. “Ulûm-i ‘Âliye” dersleri aldım ve çok istifade ettim. Cenab-ı Hak kendilerinden ebediyen razı olsum. 1993 Nisan’ında Millî Gazete’de yazmaya başladım. 15 sene aralıksız yazdım. Ancak yarım bıraktığım dersler aklımdan çıkmıyordu. Bu şekilde ölürsem gözüm açık gidecekti. Bu ilimler de rakip kabul etmiyordu. Tâlib, aklını, fikrini, zihnini bütünüyle bu ilimlere hasretmeliydi. Bu bakımdan köşe yazarlığını noktalamaya karar verdim. 2008 Nisan’ıydı. Gazetemizin değerli idarecileri ve arkadaşlar beni bu kararımdan vazgeçirmeye çalıştılar. Ancak kararımı vermiştim. Hem ilim tahsilimi en baştan alarak son kitaba kadar kesintisiz tamamlamak, hem o tarihe kadar yayınlanmış 104 kitabımı yeniden gözden geçirip son şeklini vermek, hem akraba gençlerine Kur’ân-ı Kerim, Tecvid ve ilmihal dersleri vererek faydalı olmak düşüncesiyle 33 yıl yaşadığım İstanbul’a veda edip memlekete döndüm. Yedi yıl aralıksız tahsil hayatından sonra, Elhamdülillah medreselerde okutulan bütün sıra kitaplarını okudum. Böylece o hazine değerindeki kitaplarla doğrudan yüz yüze gelebilecektim. Geldim de ve cehâletimin derecesini de görmüş oldum. (İnşallah konuya devam edeceğiz.)