Toplumumuz dünyayı at gözlüğüyle görmeye zorlanıyor. Adeta buna şartlandırılıyor, böyle olması teşvik ediliyor. Bilgi sahibi olmak için çaba harcamayan ve buna sıcak bakmayan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı marifet kabul eden, özet ve yarım yamalak bilgileri kendine kafi gören bireyler sarmış her yanı.
Düşünmeyen, sorgulamayan, muhakeme etmekten kaçınan kimseler için belli ezberler ve bolca propaganda en geçer akçe durumunda. Doğruluğunu geçtik tutarlılığı bile olmayan her şey, sırf kendi o doğrultuda inanıyor diye hakikat olarak kabul etmeye dünden razı insanlar giderek çoğalıyor. Hakikati önemseyen yok, tek gerçek kendi doğruları olmuş herkes için. Bilgisiz, fikirsiz kimsenin doğrusu da ne kadar hakikate yakın olacak, tartışılır tabi.
Kıymetli tarihçi İlber Ortaylı ya bir televizyon programında bir soru geldi: Bu kadar kitabı nasıl okudunuz Ortaylı, sorudaki hayreti anlayamadığından çapraz okusunlar, aynı anda 2-3 kitap okuyup teyit etsinler diye cevap verdi. Soruyu soranlar muhtemelen ayda 1 kitap bile zor okuyorlarken, aynı anda 2-3 kitap okumalarını salık vermek, soranlar açısından akıl alacak gibi değil. Burada garip olan, bir ilim adamına bu kadar kitabı nasıl okudunuz diye sormanın abesle iştigal olduğunu bilmemektir. Tüm meşgalesi okumak, yazmak, bilgi üretmek olan bir insanın çok sayıda kitap okumasında şaşılacak bir şey yok halbuki.
Tabii, elinden telefon düşmeyen, internetten, sosyal medyadan kendini bir an bile alamayan günümüz toplumunun bireylerini hesaba katınca, bu hayret içeren soru çok da tuhaf kaçmıyor aslında. Bilgiyi ağaçtan toplanan veya internetten indirilen bir şey sanma hali belki de.
İlber Hoca, aynı programda bir de başından geçen bir olayı anlatmıştı. Toplumumuzun bugünkü zihin yapısına dair bir örnek olması açısından ilginçti. Londra da düzenlenen Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili bir konferansta, dinleyicilerin sordukları sorulardan bahsetmişti Ortaylı. Konferans Londra da olduğu için sorulan soruların da İngilizce olduğunu söyleyen Ortaylı, Osmanlı padişahlarının içki içip içmediğini soran dinleyiciye Türk olup olmadığını sormuş. Tabii ki de Türk çıkmış soruyu soran. Diğer Hintli ve Pakistanlı Müslüman dinleyiciler, bilgilenme maksatlı sorular sorarken, maalesef bizim ahaliden biri alkol alıp almadıklarına kafayı takmış. Koca bir cihan imparatorluğuyla ilgili merakımız padişahların alkol alıp almadıkları ise vay halimize. Bugün de toplumun koskoca Osmanlı İmparatorluğuna dair algısı haremden, padişahların içki içip içmemesinden ve bunlara benzer magazinel zırvalardan ibarettir maalesef.
Toplumun özellikle de muhafazakar denen kesimi, her ne kadar ecdat güzellemeleri yapsa da yukarıdakine benzer bir algıdan ileri gidemiyor. Sorsan herkes evlad-ı Fatihan ama bilgi ve merak sıfıra yakın düzeyde. Osmanlı yla ilgili onca soru varken gidip alkol sormak da bunun tezahürü değil mi
Tarihini haremde geçen entrikaların anlatıldığı veya siyasi iktidara subliminal güzellemeler içeren dizilerden öğrenen bir toplum için bilgi sahibi olmak nasıl önemli olabilir ki Bilgi sahibi olmadan da bilinç sahibi olmak nasıl mümkün olsun ki Lafa gelince, oradan buradan duyulan ezberler ve yarım yanlış bilgilerle çözümlemeler yapıp, düşmana laf-ü güzaftan palalar sallamakla nereye varacağız Sorsan 3 tane padişahı art arda sayamayan adamların ecdat sevgisinden kime ne fayda gelecek
Beğenelim veya beğenmeyelim, tarihi bilinçsizce bir böbürlenme metaı olmaktan çıkarıp ders alan ve buradan hareketle planlar yapanlar başarılı oluyor. Bugün, emperyalizmin 100 yıllık yarım kalan hesabından bahsediyoruz. Tarihten ders çıkarıyor elin Avrupalısı, Amerikalısı ve ona göre hesap kitap içine giriyor. Biz ise hala padişahlar içki içer miydi de takılı kalmış vaziyetteyiz.
Kafa yormaya, düşünce üretmeye, bilgi sahibi olmaya, sorgulamaya değil hamasete, kof nutuklara, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kıymet veriyoruz. Bilgi yoksa bilinç nasıl olacak
Neticesinde içinde bulunduğumuz durumu, Atasoy Müftüoğlu nun şu sözleriyle özetleyebiliriz: Entelektüellerimiz olsaydı bilinçli tercihler yapacaktık; propagandacılarımız olduğundan duygusal tercihler yapıyoruz.