Yazıma [paradoxe!] başlığını atacaktım. Açmazlar yumağı da diyecektim. Ne değişecek bilmem.

Abede Ortadoğu yu Evangelist bir bakışla kuşatma altına almış bulunuyor.

Kavim milliyetçiliklerinin alabildiğine tırmandığı bir zamanda, artık her kavmin kendi diliyle bir din kurma sevdasında olduğu gerçeği yadsınamaz. Bunlar, hedefleri bakımından sadece kendi ırklarını eksene alırlar. Bu, uçurumları büyütüyor, öfkeleri azgınlaştırıyor, tepkileri arttırıyor, artık bir araya gelinemez hâle getiriyor. Bu açmazın açtığı yara da kapanamıyor.

Bir okurum: "Mehmed Âkif in İstiklâl Marşı nda belirttiği Türk Milliyetçisiyim, var mı diyeceğiniz " diyor. Mehmed Âkif, ırken Arnavut tur, ama ırk milliyetçisi değildir. O "milli kavram"lı bir ruha sahiptir. Osmanlı Devleti zamanında Balkanlar da, Avrupa da, Çarlık Rusya sında Türk denildiğinde "Müslüman" denilmekte ve anlaşılmaktadır. Çünkü Osmanlı Devleti Müslümanları temsil etmekteydi. Bu kavram bütün İslâm coğrafyasını kuşatmaktaydı. Dostoyevski nin anılarını okuyun bundan da bu sonuç çıkmaktadır. Mehmed Âkif ırk milliyetçisi değildir. İslâm milletinin büyük bir şairi ve eylem adamıdır.

Türkiye deki Devlet in bakışı Türk milliyetçiliği eksenlidir. Bugün ezan tartışmasının temelinde yatan düşünce de budur. Bunda amaç, Türk halkını bir ırk ruhu etrafında bütünleştirmektir. Bu da, semitlerin ruhuyla özdeşlik taşımaktadır. Yani, yeryüzünde dinler, genellikle hemen bütün ırkları kuşatmaya bakarlar. Ancak Yahudiler Museviliği sadece kendilerine ait bir din olarak algılarlar.

Milliyetçilik hareketleri başlayalı beri, üzerinde temel sorun, "Türkçe Ezan" tartışmasında olduğu gibi bir kavmin dini olgusunu oluşturmaya bakmaktadırlar. Geçmiş zamanda, milliyetçilik hareketlerinin körüklenmesiyle bölünen, parçalanan Osmanlı toprakları üzerinde her kavmin kendine özgü bir dini olması gerektiği duygusu oluşturulmaya çalışılmıştır.

"Arapların bizi arkadan vurma" paradoksuyla, "Türklerin Arapları yüzlerce yıl sömürmesi" iki zıt oluşturma duygusudur.

Bu zamanda ise ırkların birbiriyle kutuplaştırması sonucu, İslâm dünyası daha bir parçalanmakta, bu, emperyalizm ve Abede çıkarlarına hizmet anlamına gelmektedir. Irklar, bugün abede şemsiyesi altında olmaktan ve görünmekten de çekinmemektedirler.

Abede ve bütün olan emperyalizmin savaşı İslâm dinine karşıdır. Haçlı ruhludur ve zihniyetlidir. Papa nın çıkışıyla, Bush un, Blair in çıkışları da özdeştir.

İşte burada bir başka paradoks daha belirmektedir. Beyaz Saray a giren başörtülü bayanların durumu bir başka açmazı içermektedir. Türkiye deki Milliyetçi eksenlilerin "irtica sarmalında bunalan İslâmî duyarlılıklı insanların itildiği, kakıldığı ve hatta Bush a muhtaç hale getirildiği duygusu gözden kaçırılmamalıdır. Öyle bir duygu ki, "Bakın siz Türk milliyetçileri Çankaya ya, Kamu kurumlarına başörtülüleri sokmazken, Beyaz Saray a, Başbakanın eşi, kızı ve diğerleri başörtüleriyle girmektedirler. Evangelist, emperyalsit ve Ortadoğu yu kendine göre düzenleyen, Müslümanları öldüren, kültürlerini ve tarihlerini bombalayanlara sempati beslenilmektedir. Toplum psikolojisi. Aslında bunun temelinde yatan duygu şudur, Abede diyesidir ki: "Ben size özgürlüklerinizi veririm, ama bir şartla. Ben sizin ülkenizi işgal edersem." Benzer bir duyguyu, geçmişte Barzani nin yerel giysileriyle Beyaz Saray a girdiğini görmüştük. O zaman Bush açıkça şunu ifade etmişti. Bakın biz Iraklı Kürtleri Saddam ın zulmünden kurtardık, yerel giysileriyle beyaz saraya rahatlıkla girebilmektedirler.

Bugün Irak kimin işgalindedir Benim ısrarla vurguladığım, bir Hollywood filminden yola çıkarak ifade ettiğim "Katil komşumuz" imgesiyle ne de örtüşüyor.

Türkiye de irtica paranoyasıyla, âdeta milletin değerlerini hedef alanlar, Beyaz Saray ı komşu kapısı yapıp girip çıkanlardan daha az Amerikancı değildirler. Hatta daha çok Amerikancıdırlar.

Hepsi Abede ye hizmette yarışıyorlar.

Bilinçaltında yatan duygu şudur. Türkiye de laikliği, sekülerizmi, biz ancak Abede desteğiyle koruyabiliriz. Geçmişte Komünizmden kaçanlar Abede emperyalizminin şemsiyesi altına sığınmaya baktılar.

Kim daha çok Amerikancıdır, onun üzerinde durup düşünmek gerekiyor. Bir de bunların asıl kurgulayanları kimlerdir onlara da bakılmalıdır.