Çok da bilmem İstanbul u O belirgin güzergâh dışına çıkınca hemen telaşlanırım. Dedemin yolu olan Üsküdar - Beykoz arası, bana da miras sanki. Yahya Kemâl in hâlâ ezansız semtlerinde ruhum iyice daralır.

Bir de annemden hatıra kalan, sur içi eski İstanbul...

Ne kadar severdi oraları gezerken.

Tarihi yapıları, eski eserleri, taş mescitleri, servili kubbeleri ile geçmişten bir hoş sada duyurtan köşeleri.

Kadınlar diyarını; Hasekili, Aksaraylı, Keyci Hatunlu

Sorun sayamam stadlarını, tersanelerini, fabrikalarını bu şehrin.

Alışveriş merkezlerini de bilmem.

Hangi pazar nerede, ne gün kurulur; ondan da haberim yoktur.

Bu yüzden uzaklardan gelen misafirlerim için çarşı pazar hususunda hayli cahil kalmışımdır.

Saatlerce dolaşılan yerlere harcanan vakit israfından mıdır, gürültü ve kalabalığın genlerime dokunup hasta ettiğinden midir, bana gelenlerin söyledikleri yeri bilemeyişim bayağı şaşırtmakta insanları.

Mesela karşı teklifle, ama Ayasofya ya gidebiliriz diyorum heyecanla.

Milyon kez görsem usanmayacağım muhteşem mabede.

Topkapı Sarayı da olabilir.

Mutluluktan uçarcasına:

Şu bahar havasına Boğaziçi de çok iyi gider.

Amcazade yalısını, Cihannümalı yalıyı, Şerifler yalısını görmeyeli aylar oldu.

İstersen Üsküdar ın Kadınlar camilerini dolaşabiliriz diyorum.

Atik Valide yi, Valide-i Cedid i, Mihrimah Sultanı da görmeyeli birkaç gün oldu.              

Karşımdaki alışveriş tutkununu anlamaktan öylesine uzak, listeyi uzatıyorum.

Surat asan akraba ya da yakınım; "İstersen Karaca Ahmet te geçirelim baharı" diyor.

Hiç fena fikir değil oysa.

Şu baharda eski kabristanları bir geçmiş zaman gravürü gibi seyre doyum olmuyor.

Fakat ne kadar hoyrat davranmaktayız onlara öyle.

Kırık kabir taşlarını etrafa atıp, ya yol genişletiyoruz ya inşaat harcına karıştıracak kadar tarih ve kültür hazinemizden çalıyoruz.

Kandilli Kız Lisesi nin eteklerine tutunmuş gibi duran yaşmaklı taşları ile birer zarafet abidesi mezarlığın el kadar kalan son kısmı da yol inşaatı esnasında heba olmakta şu günlerde.

Geçen gün sırf işçileri uyarmak için yanlarına gittim.

"Bakın evladım bu çok değerli eski zamana ait kabir taşlarına; malzeme ve moloz atıkları ile zarar veriyorsunuz, lütfen biraz daha dikkat eder misiniz" dedim.

Gariban işçilere meramımı anlatamadım.

Kim, sizin başınızdaki mühendis diye onu araştırdım.

Belki eğitimli olan bu şahıs, uyarımı kaale alır diye düşündüm.

Genç adam bön bön baktı yüzüme.

Karşısındaki kadının deli olduğuna mı hükmetti, ya da bu ne diyor diye çok alakasız bir konu olduğunu mu düşündü, başını sallayıp cevap vermeden gitti.

Ne diyecekti, bu genç adam için bu mezarlık yerine bir apartman ne kadar iyi gidip, ne paralar getirirdi.

O kabristanın orada durması bile hata idi.

Tıpkı oraları görmeyi, tanımayı, o büyük sanata hayran olmayı bilmeyen pazar sevdalıları için de çok gereksizdiler.

Yanından geçerken bile başlarını çevirip bakmayacak kadar ilgisizdiler.

Alışveriş merkezleri, insanlara mabetlerden daha değerli gelirken; artık çoğu değerimiz iyice sahipsiz kalmakta