Batının, özelde Avrupa nın tarihi, sadece Yeniçağları, yaklaşık coğrafi keşiflerin başlangıcı olan XV. yy. ı esas aldığımızda, yeryüzündeki bütün toplumlara, kültürlere karşı yürütülmüş bir soykırım tarihi, dense yeridir. Portekiz i, İspanya sı, Fransa sı, İngiltere si, Almanya sı, Hollanda sı, Belçika sı, İsviçre si, Uzakdoğu dan Ortadoğu ya, Afrika dan Güney Amerika ya, Yeni Zelanda dan Eskimoların buzullar ülkesine kadar binbir çeşit soykırım örnekleri ortaya koymuşlardır. Sömürgecilik tarihleri, çeşitli bilimleri kullanarak gerçekleştirilen soykırımın kültürel boyutlarını gösterir. Avrupa ülkelerinin müzelerinin oluşturulması, nasıl bir kültürel soykırım uygulandığının bir anlamda tanıklarıdırlar. Vatikan ın zengin kütüphanesi misyonerlik faaliyeti çerçevesinde, soykırımın bir başka karanlık yüzünü belgeler, ama bu türden bilgi kaynaklarına ulaşmak neredeyse imkansızdır.

Tarihin derinliklerine gitmeye gerek yok. Son onlu yıllarda yaşanan vahşet ve katliamları hatırlayalım. Sırp ve Hırvatların Saraybosna da, Makedonya ve Kosova da, sırf Müslüman tarih ve kimliklerinden dolayı Boşnak, Arnavut ve sınırlı da olsa Türklerin gördüğü zulüm, kıyım, yoketme niyeti taşımıyor muydu "80 li yılların sonunda Jirkov un Bulgaristan ında, isim değişikliği gerekçesiyle yüzbinlerce Müslüman Türkün göçe zorlaması soykırım niyeti sayılmıyacak mı Karabağ da bir milyondan fazla Azeri Türkünün, Hocalı katliamı örneğinde olduğu gibi sürüp çıkarılması, "kaçgun" duruma düşürülmesi Taşnak Ermeni vahşetinin soykırımı değil midir

Elli yıldır Filistin topraklarından sökülüp oraya buraya dağıtılmış, parçalanmış Filistin halkının uğradığı ve yaşamakta olduğu durum, normal ve savaş hukuku kurallarının bir sonucu kabul edilebilir mi Kendi toprakları, vatanları, tarihleri ve kültürlerinin mekanından sürülmüş Filistin halkının nüfusu kaç milyon, bilinmiyor bile. Tarihin doğrulamadığı Yahudi nüfusunu yok ettiği için soykırım kararına muhatap olan Hitler ve Almanya soykırım suçunun faili sayılıyor, ama en azından o kadar Filistinliyi varken yoketmiş bir İsrail, Batı tarafından mağdur ve mazlum muamelesine tabi tutulabiliyor. Buna da Batının yüce değerleri, denebiliyor.

Amerika nın başı çektiği Irak ve Afganistan işgalleri, hangi uygarlık değerleri adına yapılmış olabilir Irak işgâli, bir halkı, bir dini ve kültürünü yok eden bir mekanizma değil mi Bizzat Batının, Avrupa nın kabul ederek BM belgelerinde soykırım olarak tanımladığı eylem, aynıyla ve açık, iradi ve bilinçli bir şekilde Irak ta uygulanıyor. Özellikle kadim kültür ve tarih mirası, ABD ve müttefiklerince Irak ta yokedilmedi mi İslâm kültür ve uygarlığının esaslı merkezlerinden olan Bağdat, hergün kültürel soykırımın binbir çeşit vahşi örneğini yaşamıyor mu Sümerlerin, Elâmların, Babillerin Asurluların, Keldanilerin vb. binlerce yıllık kültürel birikimini özenle koruyarak yeni bir ruhla insanlığa sunan Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Keldâni bilgin ve düşünürlerin emeğidir soykırıma uğrayan Irak ta, Bağdat ta, Basra da, Samarra da.

Fransa "Milli Meclisi" Ermeni soykırımını tanımamayı yasayla suça dönüştürecekmiş! Bu meclis değil miydi ancien régime i, "eşitlik, kardeşlik, özgürlük" bağlamında mahkum ederek Cumhuriyeti, "evrensel insanlık ve yurttaşlık bildirgesi"ni  kabul eden ve diğer Avrupa krallıklarınca kabul edilmesi için savaşan Bu durum bile Fransa nın, "eşitlik, kardeşlik, özgürlük" söylemine nasıl bir ihanet içinde olduğunu göstermez mi Kaldı ki 1915 olaylarının baş azmettiricileri arasında Fransa yok muydu Maraş ta, Antep te, Urfa da yaşanan Müslümanların katliamında Fransa nın barutu ve kurşunu vardı.Daha dünkü Cezayir katliamlarının tanıkları yaşıyor dünyamızda. Anlaşılan o ki, Fransa, Montaigne nin sevecen hümanizminden, Descartes in yılmaz kuşkuculukla hakikat arayıcılığından, Balzac ın insan dramına yürekten ortak olma coşkusundan, Sartre ın "öteki"ni anlama cehdinden ırak düşmüş ve uygarlık değeri olarak kendine kin ve intikam gibi insana yakışmayan bir duyguya kapılmıştır.Ne yazık, Chirac ın Fransa sı, kendi tarihine, kültür ve kimliğine bile yabancılaşmıştır.

Öte yandan BM kabul etmiş olduğu ve Avrupa da uygulanan anti-semitizm yasalarının ceza hukukunun evrensel ilkeleri bakımından yeniden irdelenmesi gerekir. Ceza hukukunun evrensel suçun şahsiliği ilkesi açısından soykırım hukuki bir olgu biçimine dönüştürülemez. Savaş hukuku bakımından en fazla siyasî veya tazmini bir yaptırım aracı olarak değerlendirilebilir. Sözgelimi Hitler rejiminde gerçekleştirilen bir uygulama tüm Alman ulusuna teşmil edilirse, bu çağdaş ceza hukukunun onaylayabileceği bir kural olamaz. Olsa olsa ilkel ceza hukuku dönemine bir dönüş anlamı taşır. Tarihen Osmanlı devletinin güvenliği temin sadedinde uyguladığı tehcir ise, bütünüyle meşru, ama olmaması gereken bir uygulama olarak değerlendirilebilir ancak. Bu bağlamda yapılacak tarihi araştırmalar en fazla tarihî bir tartışma konusu olabilir. Bundan hukuki sonuç çıkartmaya çalışmak hukukun katledilmesiyle mümkündür. Denebilir ki soykırımı yasallaştırmak, ilkel dönem ceza hukukunun öçalma (ihkak-ı hak) hakkını hortlatmadır. Ne var ki, Batılı değerler manzumesinde bu türden ilkellikler korunmaktadır. Haçlı seferleri duygusu gibi. Somut örneklerini karikatür krizinde ve Papa XVI. Benediktus un konuşmasında gözlemledik.