Türkiye zor günler geçiriyor. Bir senedir ülkede yükseltilmeye çalışılan seküler ilhamlı tepki dalgaları, bugünlerde özellikle Batı Anadolu yu kendisine kale edinmiş ve dünya çapında diyalog naraları ile popülerleşmiş bir cemaatin de eleştirel saflara katılmasıyla sonuçlandı. Batılı demokrasi simsarları ülkede durumu Mısır ile benzeştirmeye çalışsa da, aslında durum bölgede postmodern bir Sykes-Picot güncellemesi ile alâkalı görünüyor. Bölgesel güç dengelerine yeni bir ayar vermeye çalışan Batı, hem haz almadığı yönetimlere yolu gösteriyor hem de kimi aktörlere yeni çıkar ilişkilerini kabul ettirmeye çalışıyor.

Türkiye bu sürecin elbette dışında kalamazdı ve bir şekilde bölgede dolaşan istikrarsızlık hayaletinin etkisiyle yüzleşecekti. Türkiye en basitinden 2 3 yıl önceki hegemonik dış politik söylemlerinden fazlasıyla uzaklaşmış görünüyor. Yönetime geldiğinden bu yana kendisinden önceki yönetimleri sınırlı dış politika meselelerinde boğulmakla suçlayan AKP yönetimi, galiba bugün içerisine düştüğü girdabın farkında değil. Birileri Türkiye yi eski gündemlerin esiri yapma hevesindeydi. Sanırım bugünkü vaziyet bu noktaya doğru ilerliyor ve Türkiye her geçen gün içeriye daha fazla döndürülerek dışarıda olup-bitenlere kayıtsız kalınması sağlanıyor.

Batı-İran Uzlaşmasının İlk Meyveleri

Bugünlerde Batı ile İran uzlaşmasının perde arkasında yatan nedenler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Daha önce özellikle ABD nin, bölgede yok etmek istediği kimi unsurlara karşı İran ı kullanmak istediğini yazmıştık. İşte geçtiğimiz hafta Washington-Tahran-Şam ekseninde yeşeren bu sürpriz motivasyon, Irak ta El-Kaide orijinli güçlere karşı harekete geçti. Ama bence asıl sürpriz, benzer grupların baskısı altında sıkışan Şam daki Esed yönetiminin kurtarılması ile ortaya çıkacak. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, ısrarla Batılı ülkelerin Suriye Krizi ndeki tutumlarının değiştiğini, artık meseleye daha realist baktıklarını ve öncelikli tehdit algılamalarının Baas rejiminden ziyade bölgedeki radikal İslamcılara doğru kaydığını söylüyordu da bizimkiler inanmıyordu. Görünen o ki İran ın Kudüs Birlikleri Ortadoğu da daha çok canlar yakacaklar.

Batı nın Türkiye ye Yeni Teklifi

Tam da bu minvalde, Türkiye nin çap küçültmesini isteyen ve yüzünü İran a dönen Batı nın Türkiye nin karşısına yeni bir teklifle çıktığı görülüyor. Türkiye nin her şeyden önce Suriye den Mısır a kadar tüm planlarının fiyaskoyla sonuçlandığı vurgulanarak öncelikle başarısızlığını kabul etmesi isteniyor. Ardından da eğer bölgesel bir oyuncu olarak yeniden iddialı bir konumda olmak istiyorsa, Batı nın bölgeyle ilgili bu son tasarruflarının karşısında yer almaması gerekiyor. Tam da bu noktada Batı ve İran arası mevcut yakınlaşmanın iyice sıkışan Türk Dış Politikası açısından iyi bir opsiyon olabileceği vurgulanıyor. Özellikle İran ın bölgedeki kimi aktörlerle geçmişten gelen anlaşmazlıklarını aşma konusunda Türkiye nin iyi bir arabulucu niteliği taşıdığının altı çiziliyor. Kısacası Türkiye den istenen, Batı nın bölgedeki yeni politikalarına göre kendi politikalarını gözden geçirmesi ve sorun çıkarmadan mümkünse yardımcı olması.

Türkiye Ne Kazanacak

Bugünlerde içerde ve dışarıda büyük prestij kaybeden hükümet açısından bu yeni durum, Türkiye nin önüne koyulan bir şans olarak değerlendiriliyor. Tabiî ki burada ortaya çıkacak en büyük kazanımın ekonomik olması kaçınılmazdır. Türkiye nin özellikle Irak ve Suriye konularında İran a ihtiyacı olduğu boşuna dillendirilmiyor. Irak ile petrol anlaşması konusunda ve Suriye Krizi nin aşılmasında kilit ülkelerden biri olarak İran gösteriliyor. Özellikle son yolsuzluk operasyonlarına atıf yapılarak, 20 milyar dolar olarak görünen ticaret hacminin aslında gizliden gizliye daha büyük rakamlara ulaştığının belirtilmesi ise gerçekten çok ilginç görünüyor. Belli olmaz! Belki de bugün hükümetin sıkışmasına yol açan Halk Bankası soruşturmaları, yarın hükümetin lehine dönebilecek bir sürecin tetikçisi olabilir.