Müttefikimiz, evimizin çatısını, balkonunu, ambarını, hava, deniz ve karayollarını emrine açtığımız ve Irak ta milyonlarca Müslüman ı öldürmesine yardım ve yataklık ettiğimiz, yardım etmeye de devam ettiğimiz Amerika, 12 Ekim 2007 günü Temsilciler Meclisinin Dış ilişkiler komisyonunda 21 oya karşı 27 oyla sözde Ermeni soykırımını kabul etti.
Türk Dışişleri ve çevresindekiler "Bush ve Rice, tasarının geçmemesi için çok çalıştılar ama önleyemediler anlamında sözler ediyorlar.
Halbuki aynı Bush, 25 Nisan 2005 günü "Sözde Ermeni Soykırımı" için "Osmanlı İmparatorluğunun son günlerinde, 1.5 milyon kadar Ermeninin tehcirini ve toplu halde öldürülmesini anıyoruz. Bu, birçok Ermeninin büyük felaket olarak adlandırdığı korkunç bir olaydır" ifadesini kullanmıştı.
Bush, Bugün Ermeni halkının acısını yansıtan bu insanlık trajedisinin 90ıncı yılını anarken, bağımsız Ermeni devletinin geleceğine doğru bakıyoruz" demişti.
Siyasilerimiz ve bir kısım basınımız, başkanın ağzına "Soykırım" kelimesini almadığı için övgüler yağdırıyor.
2004 yılında yine aynı cümleleri kullanmıştı ve "Bugün 20nci yüzyılın en korkunç trajedilerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde 1.5 milyon Ermeninin göçe zorlanması ve yok edilmesini anıyoruz. Ben de, kaybettikleri hayatların yasını tutan Ermeni toplumuna katılıyorum" demişti.
Sözde Ermeni soykırımını kabul eden ülkelere bakınız, cinayet ve hıyanetleriyle tarih sayfaları simsiyah olan Hıristiyan ülkeler, yine altı yüz yıl himayesinde yaşadığı, ekmeğini yediği Osmanlıya karşı nankörlük eden Hıristiyan Ermeninin yanında yer alıyor ve laik temsilciler meclisinin dış ilişkiler komisyonunda oylamadan önce Ermeni papaz Karakin e dua ettiriyor.
Kabul ediş tarihine göre Hıristiyan ülkeler: Kıbrıs Rum Kesimi: 1982, Uruguay: 1965, 2004, 2005, Arjantin: 1993, Rusya: 1995, 2005, Kanada: 1996, Yunanistan: 1996, Lübnan: 1997, 2000, Belçika: 1998, İtalya: 2000, Vatikan: 2000, Fransa: 2001, İsviçre: 2003, Slovakya: 2004, Hollanda: 2004, Polonya: 2005, Almanya: 2005, Venezuella: 2005, Litvanya: 2005, Şili: 2007,
Herkes dininin, kültürünün, çıkarının gereğini yapar da bizim siyasilerimiz ne yapar onu bilemedik.
Yahudi Lobisi çok güçlüdür diyerek yıllarca İsrail in, Filistin deki cinayetlerine ses çıkarmadığımız gibi Filistinli Müslümanları öldürme esnasında kaybolan İsrailli askerin bulunması için arabulucu bile olduk ve öldürülen Müslümanların evlerini yeniden talan etmelerine ses çıkarmadığımız gibi kaybolan katil askerin annesini teselli için evine ziyarete gittik.
Yahudi lobisi güçlüyse niçin tasarıyı engelleyemedi
Güçlü değilse bu kadar Müslüman ın ölmesine, milyarlarca doların İsrail hükümetine akmasına neden ses çıkarmadık
Güçlü ama bize bu sefer yardım etmedi ise, bize hıyanet edenle daha ne kadar müttefik olarak devam edeceğiz
İnsan şaşırınca kendini omuzlayıp yukarı çıkaranların başını ezerek, beyin ezmesi yiyerek yoluna devam edermiş.
Dostunun acı ilaçlarından kaçar, düşmanının tatlı zehirleriyle kendinden geçince, düşmanın ayağının toprağı olmayı şeref kabul ederken, dostunun başına tokmak yaptıklarının farkına varmazmış.
Basireti bağlanırmış insanın. Alır baltayı eline ve bindiği dalı kesmeye kalkarmış, sonunda düşen yine kendi olur ve yaralarına yanan yine yaraladığı dostları olurmuş.
Şaşırınca insan, kanına, canına, vatanına kastedenlerle diyalog toplantıları yapar, en mahrem yerleri yok pahasına satarmış.
Filistin de yüzlerce Müslüman öldürülürken, içinden "Allah rahmet eylesin" demekten korkarmış. Bir tane İsrailli Siyonistin Müslüman öldürürken düşüp ayağı kırılsa "Geçmiş olsun" dilekleriyle yaranacağını zannedermiş.
"Domuzdan post, düşmandan dost olmaz" demiş atalarımız.
Dinimin düşmanı cami yapsa o Kur an da bahsedilen "Mescidi dırar"/zararlı mescittir. (Tevbe suresi 107)
Şerbet verse şaraptır, panzehir verse zehirdir diyerek kabul etmeyeceğiz.
Düşmanın iyiliği kasabın koyununa ot vermesi gibidir. Koyunun boynunu sıvazlaması sevdiğinden değil keseceği yerin tespiti içindir. Balıkçının balığa oltada yem vermesi gibidir.