Savaşı göze alamadan barışı sürekli kılmak mümkün olabilir mi Ordular elbette sadece savaş için oluşturulmaz. Diyebiliriz ki, orduların ana görevi savaştan çok karşı tarafı caydırmaktır. Savaş taraftarlığının ille de cesaret ve kahramanlıkla izah edilmesi gerekmez ama, barış devam edecek diye tüm saldırı ve haksızlıklara rağmen susup oturmanın da barışa değil savaşa hizmet edeceğini unutmamak gerekir. Çetin Altan bu durumu, "Korkarsan daha çok korkuturlar" şeklinde izah ediyor. Elbette korkanın üzerine daha çok gelirler, daha çok şey isterler.. Kısacası kendilerini güçlü sananların korkaklardan istekleri bitmez.
Gerektiğinde savaşı göze alamayanların yeryüzünde sözünün dinlenmesi, ciddiye alınması mümkün olmaz. Kaldı ki yeryüzünde barışın sağlanması görevi tek başına bize ait değildir. Kan dökücüler karşılarında bir güç bulamadıkları sürece kan içiciliklerini sürdüreceklerdir.. Çünkü, onların hayata bakışı ve algılayışı budur.. Ancak, ciddi bir direnişle karşılaştıkları, akıttıkları kan kadar kendileri de akıtmak zorunda kaldıklarında barışı hatırlayabilirler.
Onların canları çok kıymetlidir.. Karşılarındaki güçlere 100 kayıp verdirirlerken kerdileri 10 kayıp verseler bacakları titremeye başlar. Bu bakımdan bu zalimlerden fazlaca korkmanın bir anlamı yoktur..
Köpekler kendilerinden korkup kaçanların peşinden koşar, yakaladıklarında ısırırlar. Ama size doğru gelen köpeğin karşısında kaçmaz, olduğunuz yerde dikilirseniz, hatta üzerine doğru yürüyecek olursanız olduğu yerde durup kalır.
Türkiyenin ABD ile, İslam dünyasının İsrail ile ilişkileri de buna benziyor. Türkiye ABD ile ilişkileri bozulmasın diyerek sürekli alttan almaya devam ettikçe ABDTürkiyenin üzerine doğru geliyor. Sürekli olarak köşeye sıkıştırıyor.
Ya doğrudan kendisi ya da bölgedeki maşalarını kullanarak Türkiyeye zarar veriyor. Düşmanlarını Türkiyenin üzerine saldırtıyor.
Yıllardan beri PKKterör örgütü Türkiyenin başını ağrıtıyor.. Bu belanın arkasında da başta ABDnin olduğunu herkes biliyor.. Ne var ki eşeğini dövemeyen semerini döver misali Türkiye sürekli olarak teröristlerle uğraşıyor ve esas arkadaki güç söz konusu olduğunda dostluk şarkıları söylemeyi tercih ettiğimiz için sanıyorum cesaret buluyorlar.
Türkiye sınır ötesi operasyon yapmaya kalktığında da karşısına çıkan yine aynı güç oluyor.. Bu da yetmiyor bu defa da her sene gündeme Ermeni soykırım tasarısı getiriliyor ve Türkiyenin tepesinin üzerinde sallandırıp duruyor. Tüm bunlar olurkan hep alttan almak durumunda olan Türkiye.. Onlar küstahlıklarını ve terbiyesizliklerini sürdürüyorlar.. Türkiye yapılanın yanlış olduğunu, dostlukla bağdaşmayacağını hatırlattığında karşı taraftan gelen cevap, "Türkiyeden korkmayın... Onlar birkaç gün bağırır çağırır sonra susarlar" oluyor.. Çünkü, yıllardan beri sergilediğimiz tavır onları böyle bir kanaate sevketmiş. Bu arada sınır ötesi harekat gündeme geldiğinde ise adeta bizimle dalga geçercesine ABDtarafından, "Iraka BM karanlarını hatırlatacağız. Türkiyenin sınır ötesi operasyon kararlılığını ileteceğiz" şeklinde açıklamalar yapılıyor..
Türkiye tarafı da "Iraka niçin hatırlatıyorsunuz Önce siz üzerinize düşeni yapın" diyemiyor ya da onları meseleyi ciddiye almaya zorlayamıyor.. Kısacası, biz korktukça üzerimize geliniyor.. Artık millet olarak ve özellikle de bu ülkeyi yönetenler korkunun barışa değil, savaşa hizmet ettiğini görmek durumundayız.