Sosyal medya, sadece ürünün değil, her türlü yaratılmış canlı ve cansız varlığın, insani kavramlardan uzak bir şekilde metalaştığı, bilgiye ulaşılabilirlik hızının ve kolaylığının geçmişe kıyasla akıl almaz seviyelere ulaştığı, post modern, küresel dünyada, her tür, renk, din, dil ve ırktan insana, dünya genelinde iletişime geçebilme imkânını sunan bir alandır.  Siyasal, toplumsal ve ekonomik hayatın çalışma alanına yeni katkılar sağlayan, toplumun her kesiminden insanına, popüler olsun ya da olmasın, haklı olsun ya da olmasın, güçlü olsun ya da olmasın, hiçbir şart gözetmeksizin fırsat eşitliği sunar. En önemlisi de dünyayı yöneten küresel güçler tarafından üretilmiş ve halen yönetilen ya da yönlendirilen alternatif bir iletişim kanalı olarak aktif bir şekilde milyonlarca insan tarafından kullanılmaktadır.    

Sosyal medya, ya da geleneksel medya, tarih boyunca en büyük mücadelesi İslam dünyası ile olan emperyalist batı kaynaklıdır, temelinde küresel oyun kurucular ve onların piyonları olan medya patronları, kan emici siyasiler ve sermaye sahipleri vardır. Bu özet açıklama ve tanımlar kesinlikle Müslümanların sosyal medyadan uzak durması, kullanmaması için değil, meselenin temellerinin, dolayısıyla özünün iyi bilinerek, sosyal medyanın daha sağlıklı ve faydalı bir şekilde kullanılmasını sağlamak içindir. Sosyal medyanın bizlere verdiği özgürlük karşısında, farkına varmadan elimizden neleri aldığının bilinmesi gerekir. Şimdi, Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann tarafından geliştirilen ve “suskunluk sarmalı” olarak adlandırılan kitle iletişim teorisine göz atalım. Suskunluk sarmalı, halk arasında “mahalle baskısı” olarak adlandırdığımız terimin bir diğer versiyonudur. Yani, birey kendi düşüncesini kitleye rağmen hür iradesi ile toplum içerisinde açıkça ifade edemez, kitleden yanaymış ve aynı fikirdeymiş gibi bir tutum içerisine girer çünkü toplumdan farklı bir şekilde tutum takındığında, onların aksine bir beyanda bulunduğunda, önce azarlanacağını daha sonra da topluluk dışına atılacağını düşünür. Hâlbuki bizim inancımız, “mücadelenin en büyüğünün, zalim hükümdar karşısında Hakkı haykırmak” olduğunu söyleyerek, bu tutumu reddetmiştir. Suskunluk sarmalının etkisi arttıkça beraberinde klasik mantıkta ele alınan mantık yanlışlarından, “popüler olana başvurma yanlışı” etkisini göstermeye başlar. Artık birey kitle etkisi ve popüler kültürün bekçilerinin esiri olmaya başlamıştır.

Sosyal medya hesaplarından her gün iktidarı ve icraatlarını yere göğe sığdıramayan paylaşımlar yapan kitleyi değerlendirirken suskunluk sarmalı teorisini de dikkate almakta fayda var. Suskunluk sarmalı tıpkı 7 Haziran seçiminde ve başkanlık sistemi referandumunda olduğu gibi anket şirketlerini ve medyada yürütülen algı operasyonlarını ters köşe yapmıştır. Zira seçmen, anketlerde bir vesile ile siyasi tercihini doğru bir şekilde ifade etmemiştir. Önümüzde yapılacak olan baskın seçim öncesinde karşılaşılacak olan medya manipülasyonları ve anket sonuçlarını okurken ülkemizde yaşanan sosyolojik vakaları, ekonomik sıkıntıları ve depresif ruh halini dikkate almayan herkes yine yanılgıya düşecektir.

Algı yönetimi, sosyal medya mecralarında özellikle troller tarafından yürütülen karalama kampanyaları, geleneksel medya üzerindeki hâkimiyet, seçim sürecinde devletin kasasından partilere dağıtılan adaletsiz seçim yardımı ve diğer tüm gayretler her zaman istenilen sonucu vermeyebilir. Yaşanılan süreç sağlıklı bir şekilde okunduğunda özellikle iktidar partisinin, 7 Haziran seçimlerinden ve başkanlık sistemi referandumundan çok daha sıkıntılı bir seçim sonucu ile karşılaşacağını öngörmek için çok da zor olmasa gerek. Eldeki verileri değerlendirerek tahmin ediyoruz, en doğrusunu Allah bilir.