Eski Türk dilinde “Barış” varış demektir.

İsviçre’de beş yıldızlı salonlarda saldırganlar, barış görüşmeleri yapıyorlar.

Tıkınma için ara verdiklerinde silah sevkiyatının talimatını veriyorlar.

Rabbimiz, bizi bunlara kanmamamız için uyarır:

“Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki yalnız kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.

Onlara “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” denildiğinde: “Biz ıslahatçılarız” derler.

Aman ha! gözünüzü açın, asıl bozguncu onlardır, ancak farkında değiller.” (Bakara süresi ayet 9-12)

Mehmet Akif Ersoy merhum da, onları tarif ederken:

“Bir kızarmaz çehre bulmuşsun ya, ey cânî, bürün;

Hem bütün dünyâyı ifsâd eyle, hem muslih görün!” diyor.

Kurtlar saldırırken sürüye

Koyunlar konuşur barış üstüne

Zeytin dalına silah asanlar

Gölgesinde sohbet barış üstüne.

Harami, çaldığı gümüşlerden saray yapsa, altınlardan yetmiş binlik tesbih yapsa ve günde yetmiş bin kere “Barış, barış” diye zikir yapsa barış sağlanmaz.

Savaş gemilerini yük gemisi yapmadan,

Atom bombasını enerjiye çevirmeden,

Trilyon dolarlar sahibine verilmeden

Barış görüşmeleri karışıklığa sebep olur.

Bahçemize zeytin dalı, gönlümüze zeytin dalını yaratanın sevgisini dikelim.

“Ben ben” deyip bön bön bakanlar yerine “Biz, biz” diyenler temizler düşmanlık tortularını.

Gönüllerde barış olsun

Hayırlarda yarış olsun

Güven yayılsın havaya

Her gönüle sevgi dolsun.

Sevgimizi, sevdiklerimizi yaratan Rabbimiz, dünyamızı tertemiz yaratmış, biz kirlettik. Kandan, dumandan, gözyaşından, barut kokusundan zehirli gazlardan temiz tutmak için tetiğe basan bileği yöneten gönlün, sahibine teslim olması gerekir

O Rabbimiz bize buyurur: “.... Eğer siz mü’min iseniz, Allah’tan sakının, aranızı düzeltin. Allah’a ve Rasülüne itaat edin.” (Enfal süresi ayet 1) “Barış daha hayırlıdır.” (Nisa süresi ayet 128)

Bir muhabbet rüzgarı essin

Havadaki kinin pasını kessin

Sevinç gözyaşları aksında

Akan kanları silsin

Rabbimiz: “İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla gider. Birde bakmışsın ki, seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş.” Buyurur. (Füssılet 34)

“Kötülüğe karşı, kötülük yapmak her kişinin kârı,

Kötülüğe karşı iyilik yapmak er kişinin kârı.” Demişler.

Buna rağmen kötülüğe devam edenler olursa Rabbimiz. “Bir kötülüğün karşılığı benzeri bir kötülüktür” (Şûra 40)  diyerek suç ile cezadaki denkliğe dikkat çekmiş ama ayetin devamında “Kim affeder ve barışırsa onun mükâfatı Allaha aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.” Diyerek yine de af tarafında olmamızı öğütler.

Akrebin kendisini iğne ve zehrinden başka savunacak bir şeyi olmadığı gibi, kafirler de yakmak, yıkmak, öldürmek, yok etmekten başka bir yol bilmemekteler.

Firavun, o günün ilim adamları topluca iman ettiklerinde “Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesip sonra hepinizi asacağım” diyordu. (A’raf 124,Taha 71)

Amerika, medeniyetini yirmi milyon Kızılderili kanıyla boyayarak, kızıla koşan boğa gibi insanlara güzel gösterdi. Ama akrebin kuyruğunda beş boğum varsa dördünü düşmanına beşincisini kendine batırır intihar edermiş.

Rusya son iğneyi kendine batırdı ve göçtü. Sıra diğer zalimlerde.

Bu günlerde sevgili peygamberimizden öğrendiğimiz “Allah’ım, sen çok affedicisin; affı seversin; beni de affet” duasını çok okuyoruz.

Allah’ımızın affetmesini istiyoruz. Affeden Allaha kul olanlar kendileri de affetmesini bilsinler ki Allah da onları affetsin.

Atalarımız ayetlerden aldıkları ilhamla “Dindar, kindar olmaz”, “Kanı kanla yıkamazlar, kanı su ile yıkarlar”, “İntikamın en etkilisi affetmektir”, ”Taş atana ekmek at” deyivermişlerde yedi iklimi cihana adalet dağıtmışlar.