"OKS doğruysa eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik neden SBSyi getirdi

SBS iyi bir şeyse Nimet Çubukçu neden Çelikin getirdiği bu sisteme son verdi

Bir Bakanın yaptığını öteki Bakan gelip bozdu.

Tam anlamıyla yap-boz tahtası…

Aynı partinin önemli iki ismi…

Hüseyin Çelik ve Nimet Çubukçu… Halef-selef…

İkisi de Başbakan Tayyip Erdoğana yakın…

Biri halen AK Partinin resmi sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı…

Diğeri siyasi hırsıyla tanınan, özellikle Tayyip beyin eşi Emine hanıma yakın duran bir isim…

Birinin yaptığını diğeri yıkıyor…

Hem, Hüseyin Çelik devir teslim töreninde Bakanlıkta değiştirilecek birşey yok dememiş miydi

Yani bir nevi Nimet Çubukçunun elini kolunu bağlamamış mıydı

Ama Çubukçu bunu unutur mu

Unutmadı…

İlk fırsatta çaktı topu, sistemi değiştirdi, SBSyi yeniden düzenledi…

İyi güzel de bu ülke ne zaman istikrarlı bir eğitim sistemine kavuşacak

Parlamentoda büyük çoğunluğu halen elinde bulunduran AK Parti bunu yapamayacak da kim yapacak

Ama yapamadı/yapamıyor işte…

Tamam, Nimet Çubukçu Hüseyin Çelike gol attı…

Ama ya çocuklarımız…

Çocuklara atılan golün telafisi yok ki!.."

***

Yukardaki yazıyı yazalı neredeyse 6 yıl oldu.

Okullar açıldı...

Son olarak Nimet hanımı Milli Eğitim’de yaptıklarından dolayı eleştirmiştim.

Bakan Nimet Baştan (Çubukçu) sonra da neler değişti, neler

Ömer Dinçer de tıpkı önceki Milli Eğitim Bakanları gibi çok tartışılan kararlara imza attı.

Atama haberi bekleyen öğretmen adayların umudunu, "Başka alana yönelsinler, başka iş bulsunlar" diyerek bir çırpıda bitiren, daha okullara ödenek bile verilemezken, "Andımız"ın kaldırılmasını en öncelikli sorunu olarak gören, öğretmenlerine adeta şirketindeki personel muamelesi yaparak, "Bunlar benim getirdiğim kurallar. Yanlışı doğrusunu tartışmam bile. Kabul eden eder, etmeyen gider!" diyerek kapıyı gösterebilen, "Bu mesleği yapmak istiyorsan, eşini, evini çocuğunu bırakıp falan yere tayin olacaksın" diyebilen bir Bakan profili ile karşılaşmıştık.

***

Ve... Son olarak Nabi Avcı... Nam-ı diğer Nabi hoca...

Nabi bey esasen eğitimci. Ama son yıllarda eğitimin, okulların geldiği noktayı anlatmakta gerçekten zorlanıyorum.

* Öyle bir eğitim sistemi düşünün ki; okul idareleri allak bullak. Birçok okulun idaresi yok!

* Öyle bir eğitim sistemi düşünün ki; Okul idarecileri bir tek sendikanın gözetiminde yürütülüyor.

* Öyle bir eğitim sistemi düşünün ki; Yıllar önce verilen tablet sözü halen yerine getiril(e)medi! Verilen tabletlerde ders programı yok, zaten onlar da kırıldı!

* Öyle bir eğitim sistemi düşünün ki; öğrenci öğretmeni takmıyor. Öğretmen ve idareciler okul koridorlarında dayak yiyor.

* Öyle bir eğitim sistemi düşünün ki; Öğretmenler derse girmiyor. Derse girmeyen öğretmenlere, "Okulu neden asıyorsun kardeşim Ne olacak bu öğrencilerin hali!" diyecek bir yetkili yok!

***

Soz söz... Milli Eğitim bakanları birbirine gol atarken, olan geleceğimizin teminatı öğrencilere oluyor. Yazık!

SEÇİM PROPAGANDALARINDA EN KRİTİK NOKTA!

Refah Partisi 24 Aralık 1995 seçimlerinde yüzde 21.38 oy oranıyla 158 milletvekilliği kazandı ve birinci oldu. Ardından DYP ile Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığında kurulan Refahyol Hükümeti Cumhuriyet tarihi boyunca yapılamayan çok önemli icraata imza attı..

Bugün gibi hatırlıyorum

1995 seçimlerinde Refah Partisi’ne gönül verenleri en çok heyecanlandıran merhum Necmettin Erbakan’ın liderliğinde o günkü parti yönetiminin sergilediği ‘halkla ilişkiler’ metotlarıydı..

Daha sonra diğer partiler tarafından da örnek alınan, araya hiçbir araç koymadan informel, ‘vatandaşla yüzyüze-birebir görüşme’ tekniği seçime damgasını vurdu…

Büyük başarıyla çıkılan 1995 seçimlerinde başat slogan ise, ‘Adil Düzen’le İktidara’ idi…

Yeni bir dünya sloganı ise sokaktaki vatandaşı heyecanlandıran, seferberlik anlayışını tavan yaptıran bir argümandı...

Hatırlayınız, enflasyonun yüzde 150lilere tırmandığı 1995 yılında kapitalist sistemi eleştiren bir söylemle Refah Partisinin o kampanyası toplumun hemen her kesimince ilgiyle karşılandı...

Geçim derdi yaşayan, yoksulluğun ve yolsuzluğun pençesindeki halkta Adil Düzen sloganı oldukça merak uyandırmıştı.

Erbakan Hoca 1995 seçimlerinde bir şey daha yaptı…

Refah Partisi’nin seçim stratejisini ilk kez ‘lideri öne çıkarmadan’ oluşturdu...

Bu bir taktik-teknikti; geniş kesimlerin teveccühünü kazandı...

1995 seçim afişleri ise başlı başına üzerine tez yazılabilecek tarzda sunulmuştu seçmene...

Çeşitli sosyal katmanlardan insanları afişlere yerleştirerek mesajlar verildi…

Başında baretiyle maden işçisi, kasketiyle ve terlemiş tozlu topraklı yüzüyle köylüsü, tezgâhta ne yapacağını düşünen esnaf, eğitim-öğretimine devam edemeyen başörtülü öğrenci… afişleriyle halkın sorunları halkın dilinden dile getirildi...

Ve de çarpıcı başlıklarla...

***

Türkiye, pupa yelken 1 Kasım seçimlerine doğru yol alıyor...

Geçmişte yapılan icraatlar ve bunların isabetli metotlarla, hızlı, seri ve yaygın şekilde halka anlatılması elbette çok önemli.

Ama daha da önemlisi belki şu; Toplumun, gençlerin geleceğine dair hangi ümitleri ve beklentileri somut şekilde ortaya koyabiliyorsun

Galiba bu seçimlerde sonucu belirleyecek en belirgin propaganda içeriği bu olacak. Haydi hayırlısı!  

EY OĞUL!

Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlıyı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın." (Şeyh Edebali 13. Yüzyıl, Söğüt-Bilecik-Türkiye)

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ

* Ahıska Türklerinden 612 ailenin yakında Erzincanda TOKİnin yaptığı evlere yerleştirileceğini, biliyor musunuz

NOT: Bugün, 30 Eylül 2015 Çarşamba. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!