Bugünlerde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın, telefonla dolandıran çete ve şebekelerin üzerine gidildiği açıklamasını okudum. Mutlu oldum.

Bakanı Yerlikaya, Antalya merkezli 13 ilde düzenlenen operasyonlar sonucu GSM hattı üzerinden vatandaşları 1,2 milyar lira dolandırdığı belirlenen 139 zanlının yakalandığını bildirdi.

Yerlikaya, şüphelilerin sahte e-Devlet bağlantı linki üzerinden yardım başvurusu alıp vatandaşları arayarak, kart bilgilerini temin edip, mağdurların hesaplarından para transferi gerçekleştirdiklerini belirtti.

***

Biliyorsunuz bu yöntemle aralarında profesörlerin, ağır ceza reislerinin de olduğu çok sayıda ünlü ismin dolandırıldığı ortaya çıkmıştı.

Devlet bu türden oluşumların üzerine üzerine gitmelidir.

Adam gariban, yıllarca çalışarak 3-5 kuruş biriktirmiş! Telefonda korkutarak, ürküterek paralarına el koyuyorlar! Daha doğrusu elleriyle getirip çeteye teslim ediyorlar!

Ama benim aklım hâlâ yaklaşık 10 sene önce meydana gelen o dolandırıcılık olayında;

Sahi, nasıl oluyor da bu şebeke üyeleri istedikleri kişinin tüm bilgilerini anında nasıl elde ediyorlar? Mesela banka bilgileri... Mahrem bilgiler bu kişilerin ellerine hangi yollarla geçiyor?

Ve de nasıl bu kadar inandırıcı olabiliyorlar?

Ama hele bakın ki 10 yıl kadar önce neler yaşandı neler?

Aşağıdaki satırları yine bu köşede kaleme aldım, 22 Ocak 2015 tarihinde. Okuyalım lütfen...

 

TELEFONDAKİ SES: "SAKIN KİMSEYİ ARAMA!"

Önceki sabah telefonum çaldı.

Arayan “dolandırılmak” istendiğini ifade eden, benim de tanıdığım bir kamu görevlisi. Dinleyelim mi?

* “İşyerinde telefon çaldı. Tesadüfen, yakın olduğum için telefonu ben açtım. Emniyetten bir komiser olduğunu ifade etti. Adımı soyadımı sordu. Sonrasında da gayet profesyonelce ve de oldukça inandırıcı bir ses tonuyla, kimlik bilgilerimin başkası tarafından ele geçirildiğini, kimlik bilgilerimin üzerinden çeşitli kredi kartları ve kimlik kartlarının çıkarıldığını, hatta terör örgütlerinin bunları kullanma tehlikesinin bulunduğunu söyledi.

Devletin bununla ilgili büyük bir operasyon başlattığını, kimseye bir şey söylemememi, asla telefonumu kapatmamam gerektiğini, aileme bile durumdan bahsetmememi, eşimi aramamam gerektiğini söyledi.

Değişik polis anonsları geliyordu. ‘Amirim’ diyen birileri vardı… Arayan kişilerin polis ve savcı olduğuna inandım. Adeta hipnotize olmuştum. Ne derlerse yapıyordum. Korktum tabii. Dışarı çıktım. Bir taksiye binmemi istediler. Ama bu arada işyerinden müdürümü aramışlar, onun da emniyete geleceğini ifade ettiler. Eşimi aramışlar. O da emniyete ifadeye geliyormuş.

Tabii, müdürüm ve eşimle alakalı bilgileri benden aldıklarını daha sonra hatırladım ben. İsim ve telefon numarasını öğrendiklerinde düğmeye basıyorlar ve anında tüm bilgilere ulaşıyorlar. Mekanizma işliyor. Neyse… Beni bir banka şubesine yönlendirdiler. O bankadan kredi çekmemi istediler.

Bir yandan da beni izlediklerini bana fark ettiriyorlar telefonda. ‘Üzerinde şu şu giysiler var, polisler birazdan oraya gelecek’ diyorlar. Ama banka şubesine bakıyorum, polis falan yok. Ben bir yandan da soruyorum, ‘Bu bir kamera şakası mı’ diye. Komiser denen kişi, ‘Olur mu hiç siz dalga mı geçiyorsunuz devletle, devletin sizin 3-5 kuruşunuza mı ihtiyacı var’ gibi laflar ediyor. Burada kredi çekemeyince başka bir banka şubesine yönlendirdiler. Ben tabii para ve kredi kartı denilince dolandırıldığımı anladım.

Vali Konağı Caddesi’nden tesadüfen geçen bir polis aracı gördüm, hemen yardım istedim… Ama daha da enteresan ve korkunç bir olay yaşandı polis aracında. En çok da orada korktum. Araçtaki polisler beni arayan telefon numarasını tuşladılar. O kişiler polise, ‘O vatandaşı hemen emniyete götürün, şu amir kendisini bekliyor’ dedi. Ne cesaret! Polisler, ‘Evet öyle bir amir var’ dediler. Tam da o adrese giderken o arada eşim aradı. Ben eşimle konuşurken, benim eşimmiş gibi arayan dolandırıcılardan biri, ‘Ben onun eşiyim, hemen o arabadan insin’ gibi laflar etti. Filme bakın…

İşyerinden amirim de arayarak, ‘Kendisini komiser gibi tanıtan vatandaşlar dolandırıcı’ dedi. Orada film koptu. Ama öyle bir inandırıcı konuşuyorlar ve sizin dünyayla alakanızı öyle bir kesiyorlar ki, o söylenenleri yapmamanız neredeyse imkânsız.

Sonrasında polislerle en yakın karakola gittik. Beni arayan telefon numaralarını verdik ama karakol yetkilileri bu telefon numaralarının hemen iptal edildiğini, benzer soruşturmalardan da pek bir şey çıkmadığını ifade etti…”

***

Yukarıdaki anlatılanlar bire bir yaşandı...

Ne dersiniz; Agatha Christie'nin korku ve cinayet romanlarını aratmayacak türden değil mi?

 

TÜM BİLGİLERİ ANINDA NASIL ÖĞRENİYORLAR?

“Yasama”ya (TBMM) ve “adalet”e ve devlete seslenmek istiyorum;

Belli ki bu olayın failleri ile ünlü diyetisyen Canan Karatay’ı dolandırdıktan sonra yakalanan ve sonrasında serbest bırakılan dolandırıcılar aynı ya da benzer şebekenin üyeleri.

Bu dolandırıcılar yakalandıktan sonra neden ve de nasıl serbest bırakılıyor? Bu alanda yasal bir açık mı var? Hemen her konuda kanunlar çıkarılıyor, bu alandaki -şayet varsa eğer- boşluklar neden doldurulmuyor?

Bu şebeke üyeleri istedikleri kişinin tüm bilgilerini anında nasıl elde ediyorlar? Mahrem bilgiler bu kişilerin ellerine hangi yollarla geçiyor?

***

Dolandırıcıların tuzağına düşmemek için;

* Konuşmanızı ikinci bir kişiyle mutlaka paylaşın!

* Buluşma yerini her zaman karakol olarak verin!

* Telefonda aynı kişiyle saatlerce konuşmayın, belirli aralıklar verin!

Ancak şunu da bilmek gerekir ki, bazen bunların çoğu bir işe yaramayabiliyor da! Bizden uyarması!

Allah (C.C.) kötü niyetli kişilerden hepimizi korusun…

***

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın bu çete ve şebekelerin üzerine gitmesi garibanın hakkını korumak açısından çok çok ehemmiyetli...

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

* Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından, Kocaeli'nin Darıca ilçesinde 50 odalı huzurevinin temelinin atıldığını, bağışlarla yapılacak olan huzurevinin gazetecilere ve ihtiyaç duyan vatandaşlara hizmet vereceğini, temel atma töreninde huzurevi için arsa bağışında bulunan Kızılağaç ailesinden Nur Temel'in de bulunduğunu, biliyor musunuz?

 

---