Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bir hadis-i şerifte, kıyamete kadar ümmetinden az bir topluluğun istikamet üzerine olacağını ve o az topluluğun düşmanlarına galip geleceğini haber vermektedir. Bu haberi duyan Hz. Ömer’in (R.A.), “Ya Rab bizi o az topluluktan eyle!” diye dua ettiği mervîdir.
Yine Kâinatın Efendisinin (S.A.V.), ümmet-i Muhammed’in 73 fırka olacağına dair hadis-i şerifleri vardır. Bunlardan 72 fırka ateşte, yani cehennemde, bir fırka cennette olacaktır. O cennetlik topluluk, sahabe yolunu, yani Kur’ân-ı Azimüşşânı ve sünnet-i seniyyeyi takip edenler olacaktır. Hadis-i şerifin metnine bakalım: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır.” Ashabın, “Ya Resulûllah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?” sorusu üzerine, Peygamberimiz (S.A.V.) şu cevabı vermiş: “Benim sünnetimden şaşmayanlar, kurtulanlardan olacaktır. Yani ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır” (Tirmizî, İman; İbniMâce, Fiten, 17).
Bu, “73 fırka” hadisini birçok sahabe rivayet etmiştir. Bunlardan biri de şöyledir: “Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırka (gruba) bölündüler. Hıristiyanlar da aynı şekilde bölündüler. Benim ümmetim ise yetmiş üç guruba bölünecek” (Tirmizî, Sünen-i Tirmizî, hadis no: 2640; Ebu Davud, Sünen-i Ebu Davud hadis no: 4596).
Bir başka rivayette; “Cennette olan fırka, benim ve ashabım gibi davrananlardır” ilavesi vardır. Yine bir başka rivayette; “Bakın, sizden önce gelmiş olan ehl-i kitap, yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş ikisi cehenneme, biri cennete gidecektir. Cennete gidecek olan ise ‘cemaattir’ demiştir. (Sünen-i Ebi Davud, hadis no: 4597) Hadis şârihleri, buradaki “cemaat”ten muradın, “ehl-i sünnet ve’l cemaat” olduğunu, yani Kur’an ve hadise tâbi olanlar, sahabenin yolundan gidenler olduğunu söylemişlerdir.
Yine hadis-i şeriflerde, “Ahir zamanda Ashab-ı Kehf’in Mehdi’ye tâbi olacağı”, “Ben-i İsrail’in tabutundaki sekinenin çıkarılacağı” haber verilmiştir. Bunlar müteşâbih hadislerdir. Âlimler, ahir zamanda vuku bulacak hâdiseleri haber veren bu müteşâbih hadisleri şöyle açıklamışlardır: “Bundan murat, Ashab-ı Kehf’in yeniden dirilmesi değildir. Ashab-ı Kehf gibi bir köşeye çekilmiş olan az bir topluluk, üç şarta riayet ettikleri takdirde Allah’ın izniyle galip olacaktır. Bu üç şart şudur: 1. İman 2. Kur’ân’a ve hadise biat 3. Sekinet… Yani bu az topluluk, “Bana gel!” demeyecek. “Kur’ân’a ve sünnete gel!” diyecek. Irkçılığa dayanmayacak. Kendi şahıslarına değil de, Kur’ân’a ve sünnete davet edecekler. Sükûnet içerisinde olacaklar. İşte o vakit Allah-u Teâlâ bu az topluluğu galip kılacak, onlara fütuhatı müyesser edecek.
Kur’an-ı Azimüşşân da bizlere, az topluluğun galibiyetini haber vermektedir. Bakara Suresi’nin 249. ayet-i kerimesinde; genç Davud’un (Hz. Davut Aleyhisselam), zalim kâfir Calut’u öldürdüğü çetin savaş öncesindeki “nehir imtihanı” anlatılmaktadır. Gerçek müminlerle, “çürüklerin” ayırt edildiği bu zorlu imtihanda, Allah’ın emrine itaat ederek nehrin suyundan içmeyen, ya da “müsaade edilen miktarla” yani bir avuç içmekle iktifa eden müminler kâfir topluluğun karşısına dikilmişler. Yasak sudan kana kana içen “çürüklerin” o az müminler topluluğunu savaştan vazgeçirmek için dil dökmeleri üzerine, o az, fakat kuvvetli iman sahibi müminlerin cevabı şöyle olmuştur: “Nice az kişiler vardır ki, sayıca kendilerinden çok olan topluluklara Allah’ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” Neticede o az topluluk (bir rivayete göre, 313 kişi; tıpkı Bedir Ashabı kadar) on binlerce kâfir topluluğuna galip gelmiştir. Tıpkı Bedir’de, tıpkı Mohaç’ta, tıpkı Varna’da, tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi… Kur’ân’ın ve hadislerin müjdelemesiyle, bundan sonra kıyamete kadar da olacağı gibi… İnsan bu tabloya bakınca, tıpkı Hz. Ömer (R.A.) gibi; “Ne mutlu azlık olana!” diyesi geliyor.