Tam öğrenciye dayattığımız öğretimden ihmal ettiğimiz eğitime geri dönüyoruz derken manzara yine değişmedi. Dershane furyası sürüyor, öğrencilerin sınav kaygısı yerini koruyor. Artık şunu iyice anladık, bu memlekette dershaneler ve sözüm ona yetiştirme kursları öğrencilerin ve velilerin korku ve endişeleri ile besleniyor.
Kaygıyı sermaye yapmış bir düzenek var. Kimse kusura bakmasın ama bu kafayla dindar değil ancak dini dar nesil yetiştirilebilir.
Kendine bir kürsü, bir platform bulanın söz sahibi olduğu, her kafadan bir sesin çıktığı bu gürültülü ortamda elli çeşit din algısı içerisinden anlatılan hangi dinin dindarlığından bahsediyorsunuz?
Ortada hayattan ya da kitaptan alınıp gençlere sunabileceğiniz bir din var mı?
Görebildiğimiz kadarıyla genç kuşakların önünde misyoneri en fazla olan din “başarı” dinidir bugün.
Kişisel Gelişim denilen yöntemlerle bu sahte dinin amentüsü öğretiliyor insanlara.
Adı ve amacı ne olursa olsun liseye ve üniversiteye hazırlık dershaneleri, kurs yerleri, etüt salonları üzerine yeniden düşünülmeli ve gereği yapılmalıdır.
Şayet bu mekânlar vazgeçilmez iseler, oldu olacak, okullara kilit vurup eğitim öğretim işini hazırlık kurslarına, dershanelere devredelim.
Böylesine kritik günlerde hâlâ ciddiyetine vakıf olmadığımız iki önemli nokta var: Kültür ve eğitim. Olağanüstü halde bile olağan seyrini yaşaması gereken bu iki husus ne yazık ki olağan hallerde bile olağanüstü bir seyir yaşıyor.
Dört yıla çıkarılan liselerin asli süreci iki yıldır. Geri kalan iki yıl ise itibari süreçtir.
Yani aslına bakarsanız liseler üniversite hazırlık etkisine fazla bulaşmaksızın iki dolu yıl geçiriyor.
11. ve 12. Sınıflar üniversite hazırlık için müsait mekân olarak okulların dersliklerini kullanıyor.
Yıllar önce de yazmıştım, yine tekrar ediyorum: “Liseler 4 yıla indirilmesin 2 yıla çıkarılsın!”
Eğitime kafa yoran yazarlarımızdan Erol Erdoğan dostumuzun “Liselerin son sınıfı Üniversite Hazırlık” yoğunluklu olarak programlansın” teklifini de yabana atmamak lazım.
Türkiye’de büyük gürültü koparan “dershaneler” meselesi yaşanan bir sürü meşum sürece rağmen hâlâ tabela değiştirmiş halde karşımızda duruyorsa yaşananlardan ders almamışız demektir.
Cumhurbaşkanımızın üzerine basa basa söylediği “eğitimde radikal hamle” vurgusunu birileri hâlâ anlamazlıktan mı geliyor acaba? Dershaneler okulların öğretim açıklarından faydalanarak kendisini zorunlu bir ihtiyaç olarak kabullendirmiştir.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin vakitlerini çalması, çocukluk ve gençliklerini ellerinden alması bir yana maddi imkâna sahip olamayan öğrencilerin aleyhine işleyen haksız bir artı durum oluşturmaktadır.
Durum tam da kapitalist jargona uygun bir durumdur.
Dershanelerin dindar, muhafazakâr kesimlerce açılıp işletilmesi de bu durumu değiştirmemektedir.
Nasıl camların kırılması camcıların işine geliyorsa eğitimin sürekli arıza yapması da dershanelerin beklentilerini karşılayan bir şeydir.
Okul hayatla işbirliği yaparak eğittiklerini yüz metre ötesine-üniversiteye- değil sonsuza ve ebedi olana hazırlamalıdır.
Bunun yolu gayet basit, okulları işletme mantığı ile yönetmeyi bırakalım yeter!