Standart işçi servisi kılıklı minibüslerin gidip geldiği, aslen toprak ancak hiç çakıllanmadığı için adamakıllı çamura kesmiş köy yolunda, henüz ilkokul ortaokul seviyesinde görünen çocukları yürütmek suretiyle haber yapma işgüzarlığı hepimizin malumudur. Acar habercimiz kapmış kameramanını; erinmeden, üşenmeden işte o köyü (o uzakta, gitmesek de görmesek de nedense bizim olan köyü) bulmuş, bize vicdan yaptıracak, içimizi titretecek bir haber yapmak uğruna zor şartları göze almıştır. Sonra bir sabah (belki öğleye doğru) çocukları minibüsten indirmiş, yol diye gösterilen zemin sürekli yağmurlar sebebiyle olsa gerek, neredeyse dizi bulacak kadar çamura kestiğinden o çamur deryası içinde ve üstelik daha acıklı bir hal alsın için kimini yalınayak yürütmektedir. İki eşek temin edip birkaç çocuğu da onlara yükleyince görsel tamamlanmıştır. Yalınayaklığa, minibüsün boş gidip çocukların yürümesine yönelik bir kaygısı yoktur elbette habercimizin. Az uyanıkça görünen bir kız çocuğuna yöneltilecek soruya mukabil replik bile ezberletilmiştir:

- “Ne olmak istiyorsun?”

Ki bu takdir edersiniz ki çamur deryası içinde yürümeye çalışan bir çocuğa sorulacak yegâne sorudur. Çocuk hemen ezberlediği cevabı yapıştıracaktır elbette:

- “Ulaştırma bakanı olmak istiyom.” 

- “Neden?”

Bizler elbette çocuğun neden ulaştırma bakanı olmak istediğini fena halde merak ediyoruzdur, olabileceği onlarca şey varken. Gerçi sonuçta kız çocuğudur, damat kontenjanından maliye bakanı olacak hali yok ya diye de kendimizi yanıtlıyoruzdur bu arada. İçinde hazineler saklayıp altı yıl talim terbiye kurulunda takılmak, sonra yapabileceği en hayırlı şeyi yapıp oradan istifa etmek suretiyle rüştünü ispatlayan ve ardından çıkıp ‘sen neymişsin be abi’ dedirtecek bir milli eğitim bakanı olması hiç aklımıza gelmiyordur. Neyse işte çocuk o anda yanıtlar:

- “Çocuklar okula daha rahat gidip gelebilsinler diye yol yapıcam!”

Haa deyiveririz o zaman, evet, köye yol yapmak için ulaştırma bakanı olacak çocuklar yetiştirmek gerek. Su, elektrik için enerji, düzgün bir aile için sosyal politikalar, yiyecek için gıda, tarım ve hayvancılık… Neyse.

Çocuklar, köylerdeki okulların neden kapatıldığını, neden her gün mahkûm aracı gibi minibüsler ve dahi başlarında nöbetçilerle şehre taşındıklarını, tıkış tıkış sınıflarda şehirli çocuklara niye gıptayla bakmak zorunda bırakıldıklarını hiçbir zaman bilmeyecekler. Dahası niye köylerin öğretmensiz, öğretmenlerin işsiz kaldığını, niye atama bekleyenlerin sözleşmeli bile atanamadıklarını öğrenemeyecekler. Köydeki bir öğretmenden sadece çocukların değil –en azından uyanık kalmaları hususunda- bilumum insanların istifade ettiğini, dolayısıyla bunun uyanık ve dahi becerikli politikalar marifetiyle ellerinden alındığını hiç düşünmeyecekler. Bunu değil çocuklar, o köylerde mukim insanlar, sözleşmeli personel olarak atama bekleyen öğretmenler bile hiç bilmeyecekler.

Eğitim, insan evladının beynini, ruhunu, kabiliyetini şekillendirme süreci olsa gerektir. Beyin yahut ruh, eğitime maruz kalmasa da şekillenir ama olumlu yönde gelişimi, doğru düşünüp değerlendirebilmesi herhalde eğitim denen şeyi icbar eder. Bir süreçtir ve yaşamın tamamını kapsar. Yani yaşam boyunca eğitiliriz de ancak kazandıklarımızı, eğitimin bizimle müşahhaslaşan halini ayırt edebiliriz.

Her bünye için eğitim şarttır. Anne sütü kadar hayatidir. Bazıları anne sütünden mahrum kaldığı kadar eğitimden de mahrum kalmıştır. Kader değildir, ama öncelikler, bazılarını eğitimden mahrum kalmaya sürüklemiştir. Elbette bu bilinçli bir tercih ediştir. Mehmet Dinler’in yönettiği 1974 yapımı Ceza isimli filmde Kadir İnanır’ın “Atom fiziği de profesörlük de yerin dibine batsın!..” repliği çoğu izleyicinin malumudur. Bilinçli bir tercih edişten kasıt işte tam da budur. Böylece tavır konulmuş, racon kesilmiş olur. Ama böyle bir racon yarın bir gün yönetici olup, tabir caizse ipleri eline alıp bir imzayla profesör, akademisyen, öğretmen atamaya, keza herhangi bir eğitimciyi görevden almaya engel değildir. Hatta eğitime çağ atlatmak, bilmem kaçıncı sıraya oturtmak ancak böyle bir usulle mümkündür. Eğitimden, öğretimden, sistemden ne anlaşıldığının böylece farkına varmış oluruz. Başımız göğe erer.